İngiltere’de güneş panelleri kömürden çok enerji üretti

Güneş paneli

İngiltere’de güneş paneli kullanan ev sahiplerinin ve şirketlerin sayısı hızla artıyor.

Ülkede bu yıl 6 ay boyunca ilk kez güneş panelleri kömürden yüzde 10 fazla enerji üretti.

Özellikle iklim değişikliği konusunda haberler yayımlayan Carbon Brief adlı internet sitesi, İngiltere’de güneş panellerinin Mart ayından Ağustos ayı sonuna dek 7 bin gigawatt saat elektrik ürettiğini açıkladı.

Bu, kömürün ürettiği 6 bin 300 gigawatt elektrikten yüzde 10 daha fazla.

Ancak uzmanlar, kış aylarında güneş ışığının azalmasının ve ısınma ile aydınlatmaya talebin artmasının tüketicileri kömüre yönlendireceğini söylüyorlar.

‘5 yıl önce düşünülemezdi bile’

Artık sadece internet üzerinden yayın yapan İngiliz Independent gazetesine konuşan Yenilenebilir Enerji Birliği (REA) Başkanı James Court, güneş enerjisinin en ucuz enerji kaynaklarından biri olduğuna dikkat çekti.

James Court, “5 yıl önce güneş enerjisinin kömür enerjisini geçmesi düşünülemezdi bile. İstatistikler ev sahiplerinin ve şirketlerin giderek daha fazla güneş paneli kullandıklarını gösteriyor” dedi.

Court sözlerini şöyle sürdürdü:

“Güneş enerjisine olan talep enerji depolama sistemleri üretildikçe artıyor ama potansiyelini tamamıyla açığa çıkarabilmemiz için hükümetin desteğine ihtiyacımız var.”

İngiliz hükümeti geçen yıl ‘şiddeti azaltılmamış’ kömür enerjisi kullanan elektrik santrallerini 2025 yılına kadar kapatacağını açıklamıştı.

Reklamlar

Hız Sabitleyici (Cruise Control) Nedir? Nasıl Çalışır?

Active Cruise Control (ACC)

Herhalde uzun yolculukların yorucu olduğu konusunda herkes az çok tecrübe sahibi olmuştur. Sürekli olarak gaza basmak, frenlemek, sollamak, sollanmak, direksiyon sallamak vs. vs. gerçekten zordur ve bunaltır insanı. İşte Cruise Control denilen Hız Sabitleyici sistem sürücüyü, dolaylı olarak da yolcuyu bir nebze olsun rahatlatmak için geliştirilmiş bir sistemdir.

Otomatik veya düz vites farketmeksizin her araca uygulanabilen bu sistem, ilk olarak 1990’lı yıllarda lüks araçlarda kullanılmıştır. Ancak günümüzde irili ufaklı bir çok araca uygulanabilmektedir. Sistem genel olarak şu şekilde çalışır;

Bmw Hız SabitleyiciMuhtemelen direksiyon üzerine veya çevresine yerleştirilen bir kol ya da düğme ile Hız Sabitleyici sistem devreye sokulduğunda Cruise Control bilgisayarına mesaj gönderilir. Bu bilgisayara Fren, Debriyaj, Gaz ve Direksiyon olmak üzere dört algılayıcı sensör bağlanmıştır. Bu sensörler aracılığıyla sürücünün isteğine hızlı bir şekilde yanıt verilir. Eğer sürücü hızı sabitlemek istiyorsa ve araç 40 Kmh (25 Mph) nin üzerinde ise sabitleyici devreye girer ve yakıt valfine müdahale ederek motora verilen yakıtın sabitlenmesini sağlar. Eğer sistem devreden çıkarılmak isteniyorsa debriyaj, fren ya da gaz pedalına basılması yeterli olur. Ancak bazı araçlarda gaz pedalı sistemi devreden çıkarma özelliğine sahip değildir. Yine sürücünün isteğine bağlı olarak direksiyon üzerindeki düğme veya kol yardımıyla aracın hızı istenilen ölçüde artırılabilir ya da azaltılabilir.
Toyota Hız Sabitleyici

Sistemi devreye sokmak ve devreden çıkarmak için direksiyon üzerinde On / Off , Set + / – ve Reset tuşları bulunur. On tuşu ile hız sabitleyici devreye sokulabilir Off tuşu ile devreden çıkarılabilir. Set artı (+) tuşuyla aracın hızı artırılabilir, eksi (-) tuşuyla hızı azaltılabilir. Eğer aracın hızını azalttıktan veya arttırdıktan sonra tekrar en baştaki hıza getirmek isterseniz de Reset tuşunu kullanabilirsiniz. Ancak bu tuşların isimleri araçtan araca farklılık gösterebilir.

Cruise Controlün (CC) yanında bir de son zamanlarda iyice yaygınlaşan ve Bosch tarafından geliştirilen Adaptive Cruise Control (ACC) sistemi vardır. Bu sistemin çalışma mantığıda tıpkı diğer sistem gibidir. Ancak tek farkı öndeki araçla aranızdaki mesafeyi sensörler yardımıyla otomatik olarak ayarlayabilmesidir. Yani otobanda sabitleyiciyi kullanarak seyahat ederken önünüze sizden Opel Hız Sabitleyicidaha yavaş hareket eden bir araç çıktığında sizin frene basmanıza gerek kalmadan sistem otomatik olarak hızı ve aradaki mesafeyi karşıdaki araca göre ayarlayabilmektedir. Önünüzdeki araç şerit değiştirdiğinde veya hızlandığında ise sistem kendiliğinden eski hızına dönecektir.

Hız Sabitleyici sistem daha az stres ve daha az yorgunluk sağladığı gibi yakıt tasarrufu konusunda da büyük avantaj sağlamaktadır. Özellikle otobanlarda ve anayollarda %25 yakıt tasarrufu sağlayabilir.

Dizel araçlar 18C’nin altında daha fazla kirletiyor

Bir araştırma hava 18 derecenin altına düşünce dizel araçların büyük bölümünün daha çok hava kirliliğine neden olduğunu ortaya koydu.

Emission Analytics isimli denetleme şirketi BBC’ye açıklamasında hava sıcaklığı düştükçe pek çok farklı araç modelinin zehirli gaz salımlarında artış olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Özellikle gaz salım standartlarının belirlendiği 2011 yılında zorunlu kılınan Euro 5 sınıfındaki araçlar arasında büyük sorun yaşanıyor.

Şirket 31 üretici arasında 213 araç modelini test etti.

Araştırma milyonlarca aracın hava kirliliği kontrol panellerini kapalı olarak kullanıldığını ortaya koydu.

AB yasaları üreticilere motoru korumak için kirlilik kontrol panellerinde kesintiye gitmesine müsaade ediyor.

Mühendislere göre aşırı sıcak ve soğuk havalar aracın bazı parçalarına zarar verebilir.

Ancak kimi uzmanlar otomobil şirketlerinin aracın yakıt verimliliğini arttırdığı için bu kuralı kötüye kullandığı görüşünde.

Emissions Analytics üst düzey yöneticisi Nick Molden “Verilerimize göre Euro 5 nesli otomobiller arasında bu oldukça yaygın. 18 derecenin altında pek çok araç daha yüksek gaz salımlarına sahip. Bunun amacı arabaya daha iyi yakıt ekonomisi yaratmak olabilir” dedi.

“3,6 kat zehirli gaz salıyor”

Molden “Sıfırın altında daha yüksek gaz salımlarından söz etsek bu anlaşılır olurdu. Çünkü motorun korunması gerekir. Ama ısı sınır eşiği oldukça yüksek ve bu şaşırtıcı bir durum” diye ekledi.

Otomobil üreticileri ise bunun araçların bozulmasını engellemek için olduğunu savunuyor.

Emissions Analytics şirketi ortalama bir Euro 5 aracının 18 derecenin üstünde zehirli Nitrojen Oksit (NOx) yasal sınırının 3,6 katı daha fazla salım yaptığını ortaya koydu. Bu oran hava ısısı düşünce sınırın 4,6 katına çıkabiliyor.

Molden Eylül ayında satışa sunulan son Euro 6 nesli araçlarının daha iyi durumda olduğunu söylüyor.

Bu dizel araçlar 18 derecenin üstünde sınırı 2, 9 kat aşarken, düşük ısılarda bu 4,2 kata çıkıyor.

Alman, Fransız ve İngiliz hükümetlerinin geçtiğimiz günlerde yaptırdığı bir testte, popüler otomobil modellerinin hava soğukken daha çok kirlilik yarattığı ortaya çıkmıştı.

Alman hükümeti Opel, Mercedes, Volkswagen, Porsche ve Audi şirketlerinden Avrupa’daki 630 bin aracın gaz salımlarını kontrol eden yazılımları güncellemelerini talep etti.

Genetik mühendisliği

Genetik mühendisliği, canlıların kalıtsal özelliklerini değiştirerek, onlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırmalar yapan bilim alanıdır. Bu uygulamalarla uğraşan bilim insanlarına “genetik mühendisi” denir. Genetik mühendisleri, genlerin yalıtılması, çoğaltılması, farklı canlıların genlerinin birleştirilmesi ya da genlerin bir canlıdan başka bir canlıyaaktarılması gibi çalışmalarla uğraşırlar. Genetik mühendisliği için, rekombinant DNA teknolojisi, gen klonlaması, DNA klonlaması, genetik maniplasyon/modifikasyon veya gen ekleme (splays) birçok bilim insanınca eş anlamlı olarak kullanılabilmektedir.

Genetik mühendisliği etki alanı son derece geniş bir meslek, bilim ve mühendislik dalı olup, genlerle yapılabilen uygulamalar, çalışmalar anlamına gelmektedir. Birçok bilim dalına ait bilgilerin ve çeşitli özel tekniklerin, canlılarla ilgili temele ve uygulamaya ait sorunların çözülmesi için genellenecek olursa, moleküler biyoloji hakkındaki bilgimizin artmasına yardım eden çok etkili bir araştırma aracıdır da.

Gregor Mendel genetiğin ve bu bilimle ilgili yapılan çalışmaların kurucusu olarak kabul edilip, “Genetiğin Babası” olarak anılmaktadır.

Tanım ve amaç

Genler , bir organizmanın özelliklerini belirleyen kimyasal bilgiyi taşır. Genler değiştirilerek bir organizmaya istenilen özellikler kazandırılabilir.

Genetik mühendisliği, genetik analiz yapmak ya da istenilen özellikte canlıları geliştirmek amacıyla, bir tür içinde veya farklı türlere ait organizmaların genleri üzerinde planlı olarak yapılan ve canlılardan sağlanan tıp bilimi işlemlerini kapsamaktadır. Bu teknoloji, en genel biçimiyle, insanlar tarafından belli bir amaca yönelik olarak genetik materyal üzerinde yapılan çalışmalar olarak tanımlanabilir. Böyle geniş bir tanım, bitki mikroorganizma ıslahı ve hayvan ıslahını ve bu bağlamda genetiği ve moleküler biyolojiyi kapsamaktadır.

Genetik uygulamalar temelde insanlar açısından ekonomik bakımdan önemli canlıları ve onların ürünlerinin iyileştirilmesini kapsar. Buna ait ilk bilinen örnekler, yabani bitki ve hayvanların insanların ve diğer türlerin tugayt kullanılmaktaydı. Hatta insanlar göçebe yaşam tarzından kurtulduktan sonra, hiçbir bilimsel bilgi olmadan sadece gözlemleriyle doğada meydana gelen mutasyonlar ve çeşitlilikler sonucu ortaya çıkan değişik özellikteki bitki mikroorganizma ve hayvanlar içinde amaçları için en uygun, özellikteki olanlarını bulmuş ve ıslahını yapmışlardır.

Tarihçe

Genetik mühendislik ürünü buğdaylar
Genetik mühendislik ürünü buğdaylar
 Islah ile ilgili ilk uygulamaların yaklaşık 17.000 yıl kadar önce Nil vadisinde başladığı sanılmaktadır. Çağlar boyu süregelen, önceleri tamamen gelenek ve görgüye dayanan, sonraları da özellikle genetiğin ilerlemesiyle, bu bilim dalından elde edilen bilgiye dayanarak yapılan uygulamalar sadece doğal çeşitlenme işleyişlerini temel almış ve kontrollü döllenmeyi ardışık seçilime bağlamıştır. Bu yüzden canlılarda istenilen özelliklerin eldesi sadece tür içinde kısıtlı kalmış ve büyük ölçüde rastlantıya dayanmıştır. Bu kısıtlanmayı kırmak isteyen araştırmacılar, özellikle bitki ıslahçıları çeşitli teknikler geliştirerek doğal olarak eşleşmeyen türler arasında gen aktarımları yapmayı ve bunların sonucunda çeşitliliği oluşturmayı başarmışlardır. Bu nedenle klasik ıslahçıların dışında bu şekilde çalışan araştırmacıların ilk gen mühendisleri oldukları kabul edilebilir.

1960’lı yıllarda somatik hücrelerin birbirleriyle kaynaşabildiklerinin bulunmasıyla, belli bir amaca yönelik çeşitlilik çalışmalarına yön ve hız kazandırmıştır. Genetiğin bir alt dalı olarak gelişen somatik hücre genetiğine dayanarak gen aktarımı çalışmaları somatik hücre düzeyinde, eşeyli üremenin dışındaki yollarla da yapılmaya başlanmıştır.

1970’li yılların başında ise; temel ve teknik bilginin birikimiyle, istenilen amaca uygun gen kombinasyonu yapılası çalışmaları moleküler (nükleik asit) düzeyine indirilmiş ve günümüzde genetik mühendisliği denince akla gelen rekombinant DNA teknolojisinin temelleri atılmıştır. Bu teknoloji genetik mühendisliğindeki en etkili ve çarpıcı gelişmedir.

2010 yılında J. Craig Venter Enstitüsü, ilk sentetik bakteriyel genomu üretip, onu DNAsı olmayan bir bakterinin içine enjekte ettiklerini duyurdu. Böylece Synthia bakterisi dünyanın ilk sentetik yaşam formu oldu..

Uygulamalar

Genetik yapısı değiştirilmiş bir fare
Genetik yapısı değiştirilmiş bir fare
 Genetik mühendisliği, bilim insanlarının genleri bir organizmadan alıp diğerine aktarmalarına imkân veren bir teknolojidir. Bu teknoloji; nükleik asithibridizasyon, rekombinant DNA, PCR, RNA,hücre kültürü ve monoklonal antikor tekniklerini içerir.

Genetik mühendisliği, biyoteknolojinin doğrudan bir alt dalı olmayıp, ayrı bir teknolojidir. Fakat modern biyoteknolojinin uğraşlarının hemen hepsinde, özellikle son yıllarda, biyoteknoloji gelişimine büyük katkılar sağlamaktadır.

Bunlardan en başarılı ve yaygın olan DNA tekniğinde, in vitro koşullarda; nükleik asit moleküllerinde kesme (restrüksiyon) enzimlerininkullanılmasıyla, DNA’nın istenilen bölgesinin kesilip çıkarılması ve kesilen parçanın ligaz enzimi kullanılarak “vektör” adı verilen taşıyıcıya yapıştırılması işlemleri uygulanır. Daha sonra plazmid bakteri içine yerleştirilerek rekombinant DNA’nın normal hücresel aktivitesine devam etmesi sağlanır. Bu teknolojiyle, genlerin ait oldukları canlının genomundan yalıtılması ve çoğaltılmasına, yapı ve işlevlerinin araştırılmasına, değişik türlere ait canlılara aktarımına ve ürünlerin daha verimli şekilde eldesine olanak verilmektedir.

Genetik mühendisliğinin çalışmalarından elde edilen sonuçlar iki yönde değerlendirilebilir:

  • Bilimsel katkı

Temelde moleküler biyolojiyle doğan bu teknolojiyle, hiç bilinmeyen pek çok konu aydınlatılmıştır. Netice de moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği karşılıklı olarak birbirlerini geliştirmektedirler.

  • Uygulama alanlarına katkı

Genetik mühendisliğinin uygulama alanlarının başında endüstri gelmektedir. Çeşitli endüstriyel ürünlerin (ilaç, besin vb.) istenilen nitelikte ve miktarda eldesi için yapılan çalışmalar bu teknolojinin daha da gelişmesine neden olmuştur. Tıpta özellikle kalıtsal hastalıklarının tanısının yapılmasında, tarım ve hayvancılıkta istenilen özelliklerdeki ürünlerin eldesinde, çevre kirliliğin önlenmesi, madencilik vb. gibi pek çok alanda yine genetik mühendisliği kullanılmaktadır.

Bugün, genetik mühendisliğinin bitki ve hayvanlarda uygulanmasıyla daha iyi ve sağlıklı yiyecekler, daha güvenli temiz bir çevre ve sağlık alanındaki gelişmeler insanlara sunulmuştur. Günümüzde büyük bir hızla gelişen bu teknoloji, özellikle gelişmiş ülkelerde bir yarış halini almıştır. Hemen hemen tüm çevreler 21. yüzyılın “biyoloji çağı” olacağı görüşünü, büyük ölçüde moleküler düzeyde ve biyoteknolojide genetik mühendisliği tekniklerinin gelişmeleriyle ilişkilendirmektedir.

Korsan Windows yükleyenlere kötü haber

windows10.png

Microsoft, korsan anahtarlarla Windows’u ve Office’i etkinleştirenleri arıyor. Bilgisayarın satıcısı tarafından korsan olarak yüklenmiş olabileceği ihtimali de satıcılarında daha dikkatli olması gerektiğini ortaya çıkıyor.

Microsoft, çalıntı Office ve Windows anahtarlarını kullananların peşine düştü. Firma, ABD’li internet sağlayıcısı Comcast’ten elindeki IP adreslerinin kimlere ait olduğunu bildirmesini istiyor.

İddiaya göre binlerce Windows ve Office, çalınan gerçek anahtarla korsan biçimde etkinleştirilmiş bulunuyor. Bu anahtarlar, aslında farklı ülkelerde başka kişilere veya firmalara aitler. Microsoft, her ürün etkinleştirme işlemini IP adresiyle birlikte kaydettiğinden, servis sağlayıcılardan IP adreslerinin peşine düşebiliyor. Firma şimdi, yaşadığı gelir kaybının korsan kullanıcılar tarafından karşılanmasını istiyor.

Windows’u yasadışı olarak kullananların, Windows’u yasal anahtarla etkinleştirdiklerinden çoğunlukla haberinin olmadığı söyleniyor. İşletim sistemi, bazen bilgisayarın satıcısı tarafından korsan olarak yüklenmiş olabiliyor.

Akıllı telefonlarınız sizi dinliyor olabilir

Her şey bir trafik kazasıyla başladı.

Annem gelip bir aile dostunun Tayland’da trafik kazasında öldüğünü söylediğinde ütü yapıyordum.

Cep telefonum arkamdaki tezgahın üstündeydi.

Bir süre sonra telefonumu elime alıp arama motorunu açtığımda bana önerilen arama konularının başında dostumuzun ismi ve “Tayland’da motosiklet kazası” haberi vardı.

Çok şaşırmıştım. Çünkü annemle konuşurken telefonu kullanmamıştım. Ellerim doluydu.

Kazanın detaylarına telefonumda bakıp sonra unutmuş olabilir miydim? Yoksa telefonum beni dinliyor muydu?

Bundan kime söz etsem bana benzer hikayeler anlattılar. Çoğu da reklamlarla ilgiliydi.

Bir arkadaşım ilk defa migren ağrısı çektiğinde erkek arkadaşına bundan söz etmiş. Ertesi gün Twitter’da bir migren destek grubu tarafından takip edilmeye başlanmış.

Başka bir arkadaşım kız kardeşiyle vergi konusunda uzun süre sohbet ettikten sonra ertesi gün Facebook hesabında söz konusu vergi meselesi hakkında danışmanlık hizmeti veren vergi uzmanlarının reklamlarını görmüş.

Pek çok kişi belirli bir ürün ya da tatil yerinden söz ederken kısa bir süre sonra ekranlarında aynı alanda reklam gördüklerini söylüyor.

İçerik paylaşım sitesi Reddit buna benzer öykülerle dolu.

Örneğin bir gazeteci eşiyle arabada regl dönemi hakkında konuştuktan sonra her internete girdiğinde hijyenik ped reklamları görüyormuş.

Akıllı telefonun kulağı var

Peki telefonun mikrofonu açılıyorsa ve telefon sürekli veri aktarıyorsa pilin hayatının çok daha kısa ve kişisel veri kullanımının tavana vurması gerekmez mi?

Pen Test Partners Şirketi’nden siber güvenlik uzmanı Ken Munro ve meslektaşı David Lodge’a bir akıllı telefon uygulamasının bu şekilde casusluk yapıp yapmayacağını sordum.

Haberimiz olmadan dinleniyor olabilir miydik?

Munro “Başta ikna olmamıştım, kişisel öykülere dayanıyor gibi görünüyordu” diyor.

Ancak yanıt hepimizi şaşırtarak “evet” oldu.

“Tek yapmamız gereken mevcut Google Anroid faaliyetini kullanmak oldu. Bunu işimizi kolaylaştıracağı için seçtik” dedi Munro.

Munro “Telefondaki mikrofonu kullanma izni aldıktan sonra internette bir dinleme sunucusu kurduk. Telefonun mikrofonunda duyulan her şey, dünyanın neresinde olursa olsun bize geri döndü ve biz de o konuyla ilgili özel reklamlar gönderdik” dedi.

Bu sistemi kurmak uzmanların iki gününü almış.

Sistem mükemmel değil ancak gerçek zamanda kilit kelimeleri belirleyebilmiş.

Deneyler sırasında telefonun pilindeki düşüş asgari düzeyde olmuş ve kablosuz internet kullanınca veri kullanımında da artma olmamış.

“Kullandığımız kodlamaların çoğu zaten internette vardı” diyor Lodge “Kullanıcı ne olduğunu anlamayacaktır. Apple ve Google ise bunu görebilir ve durdurabilir. Ama yaratmak oldukça kolay” diye de devam ediyor.

Munro ise artık duyduğu şüphelerden kurtulduğunu söylüyor.

“Bunun yapılabileceğini ispatladık, çalışıyor. Şu anda bu gerçekleşiyor mu? Büyük olasılıkla” diyor.

Teknoloji devleri kabul etmiyor

Ana teknoloji firmaları ise bu görüşe karşı çıkıyor.

Google bir insanın sözlerini ses tanıma komutu olan “OK Google” demeden önce reklam ya da başka amaçlar için kesinlikle kullanmadıklarını söyledi.

Google ayrıca bu şekilde elde edilen sesleri üçünü taraflarla paylaşmadıklarını da savundu.

Şirket kullancının bilgisi olmaksızın onlardan bilgi toplayan uygulamalara izin vermediğini ve bunu ihlal edenlerin de Google Play Store’dan kaldırıldığını ekledi.

Facebook da BBC’ye yaptığı açıklamada markaların mikrofon verilerinden elde edilen bilgilere dayanan reklamlarına izin vermediğini ve bu bilgileri asla üçüncü taraflarla paylaşmadığını belirtti.

Diğer teknoloji şirketleri de bu sistemi kullandıkları iddiasını yalanladı.

Zoe Kleinman

Teknoloji Muhabiri