Ayak fetişizmi

Ayak fetişizmi, ayaklar ve ayak parmaklarının boyu, topuklar ve tabanı, uzun tırnak, temizliği veya kirliliği, ayakkabılıve çoraplı giyinik durumu veya kokusundan cinsel çekilim duyulması. Karşı cinse veya kendi cinsleri arasında yapılabilir. Ayakseverler haz duydukları ayakları öpmekten, yalamaktan, okşamaktan ve koklamaktan zevk alırlar.

Ayak fetişizminin erkekler arasındaki en yaygın fetişizm türü olduğu bildirilmiştir.

Fetişizm, bir objeye olan aşırı bağlılık olarak tanımlanabilir, çorap, ayak v.b şeyler olabilir. Fetişizm denince ilk akla gelen ayak, çorap ve ayakkabıdır ancak çok fazla türleri olan fetişizm çeşitleri göbek, kulak, el, üniforma ve benzerleridir.

Yapılan bir araştırmaya göre erkeklerin % 1,14 ünün ayak fetişisti olduğu belirtilmiştir. Bu araştırma çok objektif olmamakla birlikte, daha ciddi bir araştırma yapılana kadar referans gösterilebilecek bir veridir. Yahoo grupların ayak fetişizmiyle ilgili olanlarının diğer gruplara oranlayarak bu sonucu elde etmiştir.

Reklamlar

Cinsel fetişizm

Cinsel fetişizm ya da kısaca fetişizm, cansız bir varlığa veya vücudun normalde cinsel işlevi olmayan bölümlerine erotik ilgi duyma.

Tarihçe

Cinsel fetişizm, ilk olarak Alfred Binet tarafından Le fétichisme dans l’amourde tanımlanan ama kökeni daha eskilere dayanan, cansız bir nesnenin veya bir beden parçasının tahrik edici olarak algılanmasına denir. Kök olarak antropolojide doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan nesneler için kullanılan fetiş teriminden gelir.

Fetişizm teorileri

Janine Chasseguet-Smirgel’e göre fetişizm, Oidipus kompleksinin sapkın deneyimler yardımıyla aşılmasından ileri gelir. Doğal gelişimde kompleks, erkek çocuk için annenin babaya ait olduğunun kabul edilmesiyle sonlanır ve sonrasında erkek çocuk, gizillik dönemi (latans) boyunca babayla özdeşleşerek süperego denilen bir yapıyı kurar. Sapkında ise anne, babanın yenilmiş olduğunu ilan eder. Bu da çocuğun pre-oidipal bir döneme anal aşamaya saplanıp kalmasına neden olur. (Aşamalarla ilgili ayrıntılı bilgi: Psikanaliz maddesi.) Sapkın erkek çocuğun cinsel konumunu Chasseguet-Smirgel, anal-fallus olarak belirler. Oidipal aşamayı doğal yollarla geride bırakan ve latanstan sonra ergenlik aşamasına geçen çocuğun cinsel konumu ise fallik-fallustur. Bu, babanın tamamlanmış fallusunun içselleştirilmesi anlamına gelmektedir. Sapkın için ise bu içselleştirme gerçekleştirilmemiş ve annenin yardımıyla sapkın, anal-fallusunun babanın fallik-fallus’undan üstün olduğu yanılsamasına kapılmıştır. Ama bu yanılsamanın sürmesi için anal-fallus’un “anal” karakteri örtülerek “sihirli özerk fallus” düşünsel olarak yaratılır. Fetişin amacı da bu örtme işlemini gerçekleştirmektir.

Cinsel fetişizm türleri

  • Ayak fetişizmi
  • Ayakkabı fetişizmi
  • Aksesuar fetişizmi
  • Irk fetişizmi
  • İç çamaşırı fetişizmi
  • Ölü sevicilik
  • Şişman kadın fetişizmi
  • Üniforma fetişizmi
  • Yaşlı kadın fetişizmi
  • Gıdıklama fetişizmi
  • Saç fetişizmi

Distopya

Distopya, (anti-ütopya Yunanca dystopia) çoğunlukla ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır.

Distopik bir toplum otoriter – totaliter bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize edilir.

Kelime ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılmıştır. Filozofun Yunanca bilgisi göz önüne alınırsa, kelimeyi “ütopyanın tersi” olarak değil, “kötü bir yer” anlamında kullandığı anlaşılır.

Yunanca bir ön-takı olan dys/dis, “kötü”, “hastalıklı” ya da “anormal” anlamını taşır. ou takısı ise “yok”, “değil” anlamını taşır ki, ütopya (outopia) Yunanca’da “olmayan yer” demektir. Aslında ütopya, “güzel yer” anlamına gelen Eutopia ‘ya bir gönderme yapar (eu öntakısı “iyi, güzel” anlamı katar). Yani distopya ile ütopya, dysphoria ile euphoria ‘nın birbiriyle karşıt olduğu gibi karşıt değildir.

Bazı distopik romanlar

  • Maze Runner − James Dansher
  • Efendi Uyanıyor − H.G.Wells
  • Biz − Yevgeniy İvanoviç Zamyatin
  • Bin Dokuz Yüz Seksen Dört − George Orwell
  • Ben − Ayn Rand
  • Cesur Yeni Dünya − Aldous Huxley
  • Fahrenheit 451 − Ray Bradbury
  • Damızlık Kızın Öyküsü − Margaret Atwood
  • Demir Ökçe − Jack London
  • Açlık Oyunları − Suzanne Collins
  • Uyandığında − Hillary Jordan
  • Uyumsuz − Veronica Roth
  • Swastika Geceleri − Katharine Burdekin
  • Hayvan Çiftliği − George Orwell
  • Karanlık Zihinler − Alexandra Bracken
  • Son Ada − Zülfü Livaneli

Bazı distopik filmler

  • Metropolis − Fritz Lang’ın çektiği sessiz bilimkurgu filmi.
  • Son Umut − Alfonso Cuarón’un çektiği futuristik Film
  • FAQ: Frequently Asked Questions − Carlos Atanes’un çektiği futuristik Film
  • Bıçak Sırtı − Ridley Scott
  • İsyan − Kurt Wimmer
  • Brazil − Terry Gilliam’ın 1985 tarihli filmi
  • Vampir İmparatorluğu − Spierig kardeşler tarafından 2009 yapımı Amerikan vampir bilim kurgu filmi
  • V for Vendetta − Wachowski kardeşler tarafından 2005 yapımı Amerikan bilim kurgu filmi
  • Ergo Proxy − Şukou Murase tarafından 2006 yapımı Japon animesi.
  • The Lobster − Yorgos Lanthimos tarafından 2015 yapımı – Colin Farrell’in başrolde oynadığı film.

Plütonyum

Plütonyum, 1940 yılında Glenn T. Seaborg, Edwin M. McMillan, J. W. Kennedy ve A. C. Wahlby tarafından 152 cm’lik siklotron (atom hızlandırıcısı) içerisindeki uranyumun döteryum ile bombardımanı sonucunda elde edilmiştir.

Bütün izotopları radyoaktif ve toksiktir. Yapay olarak elde edilen plütonyum, Dünya’da bilinen en toksik elementtir. 238U çekirdeğinin nötron yakalaması ile 239U elde edilir. 239U beta bozunması ile nükleer reaktör içerisinde 239Pu (239Np ile birlikte) elde edilir.

Transuranyum serisi elementlerinin ikincisi, sun’i olarak yapılabilen radyoaktif bir element. Sembolü Pu, atom ağırlığı 244 ve atom numarası 94’tür. Plutonyum-238 izotopu; uranyum-235 izotopunun nötron bombardımanı ile, 1940 yılında, Kaliforniya Üniversitesinde Glenn T. Seabor ve çalışma arkadaşları tarafından elde edildi. Bu tarihten sonra plutonyum, nükleerreaktör ve silahlarda kullanılmaya başlanmıştır

Plutonyum gümüş görünümünde metal olup, 639,85 °C’de erir ve 3230 °C’de kaynar. Özgül ağırlığı 19,8 g/cm 3 tür. Plutonyum aktinitler serisine dahil olup, diğer aktinitler gibi toprakta nadir bulunur. Plutonyum; gümüş, alüminyum, berilyum, kobalt, demir, mangan ve nikelle alaşım meydana getirebilir. Birçok plutonyum bileşikleri yapılmıştır.

İzotopları: Plutonyuma uranyum cevherleri içerisinde eser miktarda rastlanır. Bu bakımdan reaktör ve laboratuvarlarda kullanılabilmesi için sun’i olarak üretilmesi gerekir. Kütle numaraları 232’den 246’ya kadar değişen en az 15 izotopu yapılabilmektedir. Bunların içinde en önemlisi Pu-239 izotopudur. Nükleer reaktörlerde tabii uranyum-238 izotopu nötron bombardımanına tabi tutulursa uranyum-239 elde edilir. Bu izotopun iki defa ß ışıması yapması sonucu plutonyum-239 elde edilir. Pu-239 izotopunun yarılanma süresi 24.360 senedir ve alfa ışını yayarak uranyum 235 izotopu haline dönüşür. Diğer mühim izotoplarından Pu-238 yarılanma süresi 86,4 sene, Pu-244 ise 76 milyon sene olup, Alfa ışıması yaparak yarılanırlar.

Kullanılışı: Pu-239’un fisyon (bölünme) özelliğine sahip olması ve nükleer reaktörlerde yan ürün olarak elde edilebilmesi, bunun atom ve hidrojen bombaları için nükleer patlayıcı olarak kullanılmasına imkan sağlamaktadır. 1945 senesindeNagazaki’de patlatılan atom bombası Pu-239 izotopundan yapılmıştı.

Hafif su soğutmalı nükleer reaktörlerde senede 225 Kg Pu-239 yan ürün olarak elde edilir. Bu yan ürün normal olarak tekrar işleme sokularak plutonyum oksit ve uranyum oksit ihtiva eden yakıt çubukları olarak reaktörlerde kullanılabilir. Pu-239’un sıvı-metal soğutmalı nükleer reaktörlerde kullanılması programlanmaktadır. Pu-238’in alfa ışını yayarken çıkardığı ısı, Apollo uzay araçlarında elektrik üretimi maksadı ile kullanılmıştır. Pu-238 sun’i kalp yapım çalışmalarında da kullanılmaktadır. Pu-242 ve Pu-244’ün tıp ve metalurjide kullanma sahaları vardır.

Yapılışı: Plutonyumu, reaktördeki radyasyon veren diğer maddelerden ayırmak ve saflaştırmak için çeşitli kimyasal işlemlere başvurulur. Uranyum ve plutonyum ihtiva eden reaktörden plutonyumu ayırmak için karışım, nitrat asidi içinde çözülür. Burada plutonyum 6+ oksidasyon basamağına kadar yükseltgenir. Sonra hekzon (metil n-butil keton) ile karışımdan çekilip alınır. Bu işlemi alüminyum nitrat çözeltisiyle muamele takip eder. Alüminyum nitrat çözeltisi plutonyumu (3+) oksidasyon kademesine indirir. Saf plutonyum elde edilmesi için oksitleme işlemi birkaç defa tekrarlanır.

İnsan üzerindeki etkisi: Plutonyum çok zehirlidir. Deri üzerindeki bir yaraya mikrogram miktarı temas ederse kansere sebep olur. Plutonyum zerrecikleri havada kolayca askıda kalabildiği için, teneffüs yolu ile ciğerlere alınabilir. Plutonyum ciğer kanserine sebep olur. Vücut içerisine girer girmez, kemik maddesine hücum ederek kemik kanserine de sebebiyet verebilir.

Çevreye etkisi: Nükleer santral reaktörlerinin artıkları bol miktarda plutonyum ihtiva ettiği için çok iyi muhafaza edilmelidir. Nükleer bomba denemeleriyle çevreye plutonyum artıkları yayılmış durumdadır. Her patlayacak atom bombası insanlığın felaketine ortam hazırlamaktadır.

Satranç

Satranç, iki oyuncu arasında satranç tahtası ve taşları ile oynanan bir masa oyunu. Dünya çapında turnuvaları düzenlenir ve bir spor dalı olarak kabul edilir.

Bu oyun satranç tahtası denilen 8×8’lik kare bir alan üzerinde 32 adet satranç taşıyla oynanır. Toplam 64 karenin yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflar beyaz ve siyah renkli taşları alırlar, her oyuncunun bir seferde bir hamle yapmasıyla oyun gelişir. Oyunun başında beyaz ve siyahların 16 taşı bulunur. Bunlar bir şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyondan oluşur. Oyunun amacı karşı tarafın şahını mat etmektir.

Tarihçe

M.Ö. 2000’li yıllarda satrancın oynandığına dair bulgular Mısır’da piramitlerdeki kabartmalarda vardır.[2] Satranç, MS 6. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıktı.[3] MS 10. yüzyıla gelindiğinde tüm Asya’ya, Ortadoğu ve Avrupa’ya yayılmıştı.[3] En geç 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da soylular arasında çok popüler bir oyun haline geldiğinden “kraliyet oyunu” olarak anılmaya başlandı. Kurallar ve dizilişler zaman içerisinde çeşitli değişiklikler gösterdi ve 19. yüzyılda bugünkü standart halini aldı. 20. yüzyıl Avrupası’nda toplumun entelektüel üst tabakaları arasında yayıldı ve dünyanın en popüler oyunlarından biri haline geldi.[3]

Oyunun icadı konusunda birkaç efsane mevcuttur. Bunlardan biri Sissa ibn Dahi, buğday tanesi efsanesidir. 6. yüzyıldan beri satranç Îran’da bilinmektedir. Buradan 7. yüzyılda İslam’ın yayılışıyla birlikte Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da yayılır. Endülüs Emevîleri, İtalya, Bizans İmparatorluğu ve Rusya yoluyla oyun, 9. ila 11. yüzyıllar arasında Avrupa’nın diğer yerlerine yayılır. Burada bir yandan şövalyelerin yedi yiğit erdeminden sayılırken diğer yandan kilise tarafından uygun bulunmuyordu. 15. yüzyılda oyun kuralları belirleyici şekilde değişir. Bu yüzyıldan sonra bugün oynanana benzeyen modern satrançtan bahsedilebilmektedir. İspanya (16. yüzyıl), İtalya (16./17. yüzyıl), Fransa (18./19. yüzyıl), İngiltere (19. yüzyıl) ve Rusya (20. yüzyıl), sırayla satrançta Avrupa’nın önder ülkelerinden oldular.

19. yüzyılın ortasından beri düzenli satranç turnuvaları yapılmaktadır. İlk resmî Dünya şampiyonu Wilhelm Steinitz’tir. 1924’te Dünya Satranç Federasyonu (FIDE) kurulmuştur.

Bilgisayarların icadı ile birlikte 20. yüzyılın sonunda iyi satranç oynayabilen satranç programları piyasaya çıkmıştır. Bu programlardan bazıları günümüzde dünya şampiyonları seviyesinde oynayabilmektedirler. Hafızalara yer etmiş olan en iyi örnek Garri Kasparov ile Deep Blue (IBM) arasında oynanmış olan satranç maçlarıdır.

Temel kavramlar ve oyunun hedefi

 Oyunun amacı rakip şahı mat etmektir. Bunun anlamı rakip şahın bulunduğu karenin tehdit altında bulunması ve tehdit altında olmayan bir kareye kaçış ya da tehdîdi engelleyecek başka bir hamlesinin olmamasıdır. Bu da rakîbin diğer taşlarını alarak onu güçsüz bırakma ilkesine dayanır. Ayrıca satrançta hızlı gelişim de önemlidir. Hızlı gelişim göstermek için yapılan en önemli adım gambit, yani piyon fedasıdır. Bu daha fazla taşın merkeze rahatça açılmasına olanak sağlar. Eğer bir oyuncunun şahının bulunduğu kare tehdit altında olmadığı halde bu oyuncunun kalan tek taşı şahı ise ve şahının tehdit altında olmayan bir kareye yapabileceği bir hamlesi yoksa oyun patolur, yani berabere biter. Ayrıca oyun herhangi bir anda oyunculardan birinin yenilgiyi kabul etmesi veya bir oyuncunun beraberlik teklif etmesi ve diğerinin de bunu kabul etmesiyle de sona erebilir. Oyun sırasında taşları avantajlı yerlere yerleştirerek rakîbin hareketini kısıtlamak ve rakîbin taşlarını almak yoluyla gücünü azaltmak esastır. Her taş, kurallara göre ulaşabileceği bir karedeki rakip taşın bulunduğu kareye yerleşerek, yerinden ettiği taşı oyun dışı bırakma gücüne sahiptir, buna taş almak denir. Alınan taş oyuna bir daha geri dönemez, ancak bulunduğu hattın son karesine varan bir piyon, oyun haricinde bulunsun bulunmasın, arzu edilen piyondan değerli, şahtan değersiz başka bir taşla değiştirilebilir.

Şizofreni

Şizofreni; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü, hastanın kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendi dünyasında yaşadığı, genellikle gençlik çağında başlayan bir ruhsal hastalıktır.

Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen “şizo” (schizein, Yunanca: σχίζειν) ve akıl anlamına gelen “frenos” (phrēn, phren- Yunanca: φρήν, φρεν-) sözcüklerinin birleşiminden gelir.[1] Anlatılmak istenen kişinin iki kişilikli olması değil, aynı anda iki farklı gerçekliğe inanmasıdır. “Gerçek gerçeklik” normal, sıradan bir insanın algılamasına denk düşerken, “ikinci gerçeklik” sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir sisteme dayalı bir gerçekliktir.

Şizofreninin ömür boyu görülme sıklığı genel nüfusta %0,5-1’dir.[2][3][4] Ancak kan bağı olan akrabaları arasında şizofreni hastaları bulunanlarda, şizofreni görülme sıklığı genel toplumdan daha yüksektir. Şizofrenide genetik faktörlerin rolü iyi tanımlanmış olmakla beraber, bu hastalık yalnızca kalıtımsal faktörlerin değil, birçok koşulun bir araya gelmesi ile oluşur. Yani şizofreni genetik ve çevresel faktörlerin rol aldığı oldukça kompleks bir hastalıktır.

Günümüzde şizofreni tedavisinde çok yönlü bir yaklaşım yararlı bulunmaktadır. Güncel tedavide temelde antipsikotik ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra psikoterapiler ve diğer psikososyal yaklaşımlara da başvurulmaktadır. Antipsikotik ilaçların şizofrenide dopamin varsayımını doğrular biçimde dopamin üzerinden etki ettikleri düşünülmektedir. Hastalığın özellikle akut döneminde hastaların hastanede yatarak tedavi görmesi gerekebilir.

Birçok alt tipi bulunan şizofreni çok değişik gidiş ve sonlanış gösteren süreğen bir bozukluktur. Şizofrenide hastalığın gidişi her birey için farklı biçimde gelişebilir. Hastalığın popüler kültürdeki olumsuz imajına rağmen, hastaların çok büyük kısmı tedaviden fayda görebilirler. Ama hastaların yaklaşık %25-30’u ne tür sağaltım yapılırsa yapılsın belirgin bir iyileşme gösteremez ve ciddi yeti yitimleri olabilir.

Çocuk pornografisi

Çocuk pornografisi, genel anlamda 15 yaş altındaki kız ve erkek çocuklarının cinsel istismarını içeren filmler ve fotoğraflardan oluşan, uluslararası olarak da yasaklanmış olan zararlı pornografi türüdür. Bu tür filmlerin ve fotoğrafların çekilmesi, üretilmesi, indirilmesi, dağıtılması, paylaşılması cezası ağır olan bir suçtur. Çocuk pornosu ise çocukların pornografiaracı olarak kullanıldığı yayınlardır. Yayınlar birçok ülkede yasa dışı olmasının yanında sektör büyük bir hızla gelişmektedir. Yılda 2 milyon çocuğun seks kölesi yapıldığı ve pazarın 20 milyar dolara ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu durumda sadece polisiye önlemler yetersizdir.

Her ne kadar yurt içindeki durum tam olarak araştırılamasa da Google’ın internet sitesinden bu isimle yapılan aramalarda Türkiye’den dört şehrin ilk ona girmesi Türkiye’deki çocuk istismarının boyutlarını göstermektedir.

Bu konuyla mücadele etmek amacıyla çıkan yasa da internette çocuk pornosu siteleri anında kapatılabilecek. Ayrıca siteyi yapanlara da ağır cezalar uygulanabilecek. İnternet üzerinde çeşitli bloglarda bu konuda yazılar yazılmaktadır.