Türklerin Tarih Boyunca Kullandığı Alfabeler

Asırlık bir millet ve dünyaya egemen olmuş bir ırk.Konuştuğu ve kullandığı diller mutlaka zamanla değişime uğramış ve alıntılar yapılmıştır. Tarih boyunca birçok dil kullanılmış ve bunlara eklemeler yapılmıştır. Bu yazıda bugüne kadar kullanılan dillerden ve yapılan değişikliklerden bahsetmeye çalışacağım…1127-EskiTurklerOkurYazarmiydi.01

Uzun süren savaşlar ve fethedilen topraklarda birçok milletle iletişim kurulmuş ve onların dillerinden bir parça alınmıştır. Kültürel farklılık ve değişim dediğimiz olay kısmen budur. Dil ve alfabe konusunda 5 farklı alfabe bizlere yansıtılmıştır.

1) Göktürk Alfabesi:
gokturk_alfabesiMetinleri isim olarak Göktürk veya Orhun olarak adlandırılır.Orhun’da yerleşimde bulunmuş Türkler tarafından kullanılmış ve düzenlenmiştir.Bu alfabeyi Hunlar,Göktürkler ve Türk kavimler kullanmış ve eklemelerde bulunmuşlardır. Göktürk alfabesi 38 harften meydana gelmektedir.Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, geri kalan harfler sessiz harf statüsündedir. İlginç olan ise;ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd, gibi heceler kendine has harflerle gösterilir. Sağdan sola doğru yazılır bu alfabe ve bu şekilde okunur.

2) Uygur Alfabesi:
uygur_alfabesiGöktürklerden sonra kurulan Uygurlar tarafından adlandırılmıştır bu alfabe. 18 adet işaretten,sembolden meydana gelmiştir.4 sesli harf geri kalan harfler ise sessiz harf olarak bilinir. Sağdan sola yazılış mevcuttur ve harfler birbirine bitişik olacak şekilde yazılır. Bu yazının katiplerine yani yazıcılarına Bu yazının katiplerine, bakşı, bakşıgeri veya serbahşı adı verilmektedir.

3) Arap-İslam Alfabesi:
Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra gerçekleşen bu dönemde bu alfabe ön plana çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesi 28 harftir ancak Türklerin kullandıkları 31 ile 36 harften meydana gelmektedir. Bu alfabe ile Türk islam tarihinde birçok eser verilmiştir. Sağdan sola yazılır. Kullanımı zor gibi görünse de harflerin öğrenimi çok da zor ya da uğraştırıcı değildir.

4) Kiril Alfabesi:
Kiril alfabesi emperyalizmin zoraki tatbikidir.Bu cümleyi ilk okuduğumda anlam veremedim ancak konuyu şu şekilde izah edebilirim sizlere. Ruslar sınırları içinde Türklere bütünlüklerini bozmak amacıyla tek bir alfabe yasağı koyarak farklı semboller ve şekillerle dolu alfabeler koymuştur. Otuz sekiz harftir. On biri sesli, geri kalan harfler ise sessiz harf statüsündedir. Soldan sağa doğru yazılır. Kullanım alanı, Rusya’daki Türkler içindir.

5) Latin Alfabesi:
latin_alfabesi1925 yılında ilk olarak Azeri Türkleri tarafında kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra 1928 yılında ülkemizde kullanılmaya başlandı. 8 sesli harf bulunur geri kalan ise sessiz harftir. Türkiye ve Avrupa Türkleri tarafından kullanılan bu alfabe diğer kullanılan alfabelere göre daha kolay ve öğrenilmesi daha basittir. Türkler bu 5 alfabenin yanı sıra birçok alfabeyi kullanmıştır ancak uzun süre kullanılan ve bizlerin etki ettiği alfabeler bilgi verilen 5 alfabedir.

Yazar: Ali ERSOY

Reklamlar

Fatih Sultan Mehmet, Kendisini Gül Koklarken Çizdirdiği Portresinde Ne Mesaj Vermek İstemiş?

Fatih Sultan Mehmet’in Nakkaş Sinan Bey’e çizdirdiği meşhur portresini hemen hemen herkes bilir fakat hiç bu portrede nasıl bir mesaj verdiğini merak ettiniz mi?

ben bu bilgiyi daha önce bir makalemde dile getirmiştim fakat merak edenler için bir kez daha paylaşma gereği duydum.

rönesansın öncüsü sultan ikinci mehmet’in meşhur gül koklayan resmini herkes bilir. fakat bu resmin manasını bilen var mı?

görselde dikkat etmeniz gereken küçük bir ayrıntı var. ikinci mehmet bu resmi çizdirirken çok ince düşünmüş: sultanın başparmağında bir yüzük var. bu yüzüğün diğer adı zihgirdir. zihgir, türklerin yayı başparmak ile germelerine ve bu sayede ok atmalarına yarayan küçük bir aparattır. bahadır olan türkler, bu okçu yüzüğünü başparmaklarından hiç çıkarmazlar; savaş zamanı bu yüzüğün sivri kısmı ok atmaya yarayacak şekilde aşağı doğru bakar, barış zamanı ise sultanın resminde gördüğünüz gibi ters çevrilerek yukarı doğru bakar. kısacası fatih sultan mehmet bu resimde gül koklayarak ”ben sanatkarım, ince ruhluyum, entelektüelim” diyor, aynı zamanda parmağındaki zihgir ile de ”ince ruhlu olduğum kadar savaşçıyım da” diyor.

bana göre sultan mehmet, bu resim ile adeta kendini ve kendi dünyasını özetlemiş… bakıp da görebilene çok şey anlatıyor. (günümüzde ve benim de kullandığım zihgirler de tarihe uygun olarak böyle yapılıyor.)

Dirce

Dirce (Eski Yunanca; Δίρκη, (Dirke şeklinde okunur), modern Yunanca telafuzu Dirki şeklindedir ve “çift” ya da “yarık” anlamına gelir)Yunan mitolojisinde Lycus’un karısı ve Zeus tarafından hamile bırakılan Antiope’nin teyzesidir. Utanç içindeki Antiope Sicyon KralıEpopeus’a kaçmıştır ancak Lycus tarafından zorla geri getirilirken, yolda bir mağarada gizlice ikiz çocuk doğurur. Antiope’den nefret eden Dirce, Lycus Antiope’yi ona teslim ettiğinde, Antiope yeniden kaçana kadar onu zalimce davranmıştır.

Hristiyan Dirce, Henryk Siemieradzki
Hristiyan Dirce, Henryk Siemieradzki

Euripides’in “Antiope” adlı oyununda, Antiope kaçarak Amphion ve Zethus’un doğduğu mağaraya geri gelir. Başlangıçta annelerini içeri almayı reddeden ikizler, Dirce gelip Antiope’yi bulduğunda ve onu öldürmelerini emrettiğinde, kendilerini büyüten çoban tarafından Antiope’nin anneleri olduğuna ikna edilirler. İkizler, Dirce’yi bir boğanın boynuzlarına bağlamak suretiyle öldürürmüşlerdir.

Antik Mısır’da Bugün Bile Zor Uygulanabilen Kadın Erkek Eşitlikleri

Tarihi milattan önceye dayanan Antik Mısır’daki gelişmiş kadın erkek eşitliği bugünlerde bile kıskandıran düzeydeymiş.

antik mısır’daki kadınlar, günümüzün modern toplumlarında yaşayan kadınlarla eşit haklara sahiplerdi. * (arada yaklaşık 200o yıl kadar bir fark var)

antik mısır’da bir kadın, mal mülk sahibi olabilir ve dilediği gibi satabilirdi. hukukla uğraşabilir, davaları dosyalayabilir, sözleşme yazabilir, eşinden boşanmak istediği zaman bu isteğini eşinden önce rahatça ifade edebilir, meslek sahibi olabilir ve sahip olduğu malı çocuklarına miras bırakabilirdi.

antik mısır’da herhangi bir kadın, antik roma veya antik yunan kadınlarının erişemeyeceği bir hakka da sahipti: yasalar önünde kadın ve erkek eşitti.

o dönemde otorite erkeklerin kontrolünde olsa da cleopatra, nefertiti, hatshepsut gibi kadın firavunlar da vardı. kocası ölmüş bir kadının kral naibi olabilmesi de mümkündü.

cansız bir beden mumyalandığında organlar 4 farklı kavanoza konulur. her kavanoz horus’un oğullarından birini temsil eder ve bu oğullardan her biri farklı birer “tanrıça” tarafından korunurdu.

en kesin örneğimiz firavunun gücünün sembolü olan tanrıça isis. isis “taht” anlamına gelmekte. isis, doğanın koruyucusu olduğundan aynı zamanda ideal bir anne ve eş örneğini temsil ettiğinden kendisine ibadet edilirdi. isis, aynı zamanda kölelerin de dostuydu. bunu anlatma nedenim, o dönem insanlarının güçlü tanrı algılarına tanrıçayı yerleştirmiş olmaları.

antik mısırlılar sekse ve insan vücuduna da çok doğal gözüyle bakıyorlardı. etrafta çıplak gezinmek bugünkü gibi tabu değildi.

bazıları antik mısır’daki bu olayı mısır’daki ortalama sıcaklığın yazın 48 dereceye varmasına bağlıyor. daha alt sınıftaki kadınlar üstsüz, daha üst sınıftaki kadınlar ise transparan kıyafetlerle gezebiliyordu.

antik mısırlılar, seksin olumlu görüldüğü bir kültürde yaşadılar. bir kadının evlenmeden önce ilişki yaşaması da yanlış karşılanmıyordu.

antik mısır’daki fahişelik anlayışına bakalım:

o dönemde fahişe denince akla müşterilerini memnun etmek için yüksek topuklu ayakkabılar giymiş, suratını cart renklere boyamış kadınlar gelmiyordu. en bilinen süslenme yöntemi dudakları kırmızıya boyayıp bacaklara ve göğüse dövme yaptırmaktı. fahişe denince akla yüklü miktarda paraya 1-2 saat bir otelde, bir ceo’yla birlikte olmak gelirken antik mısır’da bu anlayışın tam tersi mevcuttu.

buyurun seks işçileri tarafından giyilmiş bir kıyafet.

sıkı durun: birçok seks işçisinin saygıyla karşılanıp tanrıçalık ve doğurganlıkla ilişkilendirildiğini biliyor muydunuz? ayrıca seks işçilerinin hepsi işlerini para karşılığı yapmıyormuş.

bazı erkek ve kadınların evlenmeden önce bu seks işçilerinden biriyle (erkek seks işçisi de mümkün, evet) , ileride eşlerini nasıl memnun edeceklerini öğrenmek için yattığına dair teoriler ortaya atılmış. elbette elimizde somut bir kanıt yok.

gelelim kadının yalnız yaşamasına, boşanmasına…

kadının ailesinden ayrı yaşaması bizdeki gibi tuhaf karşılanmıyordu.

erkeğin yatakta memnun olmadığı eşini ve çocuk doğuramayan eşini boşaması, kadının da mental bozukluğu ve fiziksel bozukluğu olan eşini boşaması serbestti. kadın eşinin gelirinin üçte birini alma hakkına sahipti.

Ergenlik çağına gelen kızlar, seks işçileriyle ilişkiye sokuluyor

Eric Aniva

Bu erkek seks işçilerine halk arasında “sırtlan” deniyor ve kızlarla ilişki kurmaları tecavüz değil “temizlenme” olarak görülüyor. Bu geleneğin “tecavüz”ü meşrulaştırması bir yana, en büyük etkilerinden biri cinsel yolla geçebilen hastalıkların süratle yaygınlaşması.

Eric Aniva ile Malavi’nin güneyindeki Nsanje bölgesindeki üç göz gecekondusunda buluştum. Dışarda keçiler geziyor, tavuklar eşiniyor. Doğuştan aksayan ayağıyla kapıyı açan Aniva’nın üzerinde kirli bir yeşil gömlek var. Beni sevinçle karşılıyor. Medya ilgisi hoşuna gitmiş gibi.

Aniva bu köyün önde gelen “sırtlan”larından. Malawi’nin güneyindeki bazı toplumlarda bu kişiler para karşılığında cinsel “temizlik” işleri yapıyorlar. Örneğin bir adam öldüğünde, gömülebilmesi için önce karısının “sırtlan” ile cinsel ilişkide bulunması gerekiyor. Aynı şekilde bir kadın kürtaj olmuşsa yine “temizlenmek” için bu kişiyle beraber oluyor.

‘Felaketleri önlemek için’

Fakat bu geleneğin en şok edici boyutu küçük kızların ilk adet kanamalarını olduklarında “temizlenmeleri” gerektiği inancı. İlk kanamaları olduğunda üç gün boyunca cinsel ilişkiye zorlanıyorlar ve bu şekilde çocukluktan kadınlığa geçtiklerine inanılıyor. Kızlar bunu reddederse, aileleri ya da bütün köyün başına büyük felaketler gelebileceği, büyük hastalıklara yakalanılabileceği düşünülüyor.

“Sırtlan” Aniva çoğunlukla okul çağında kız çocuklarıyla cinsel iliştide bulunduğunu anlatıyor.

“Bazıları 12, 13 yaşında oluyor. Ama ben daha büyük olanları tercih ediyorum. Hepsi de benim sırtlanlığımdan zevk alıyor. Gurur duyuyorlar ve herkese ‘işte’ diyorlar ‘gerçek bir erkek. Kadınların nasıl zevk alacağını biliyor’ diyorlar.”

Kadınlar nefretle hatırlıyor

Bu böbürlenmelere karşın, yakındaki köyde konuştuğum çok sayıda kız çocuğu ve genç kadın yaşadıklarını nefretle hatırlıyor.

“Elimden hiç bir şey gelmiyordu. Çaresizdim. Annem ve babam için bunu yapmaya mecbur kaldım” diyor Maria ve sürdürüyor: “Eğer reddetseydim, aileme hastalıklar musallat olabilir, hatta ölebilirlerdi. Çok korkuyordum.”

Hepsi de, tanıdıkları bütün kızların bir sırtlanla ilişkiye zorlandığını anlatıyor.

İlişki başına 4 ila 7 dolar

Yaşı hakkında muğlak konuşan Aniva 40’lı yaşlarında gibi görünüyor. Şu anda iki karısı var ve ikisi de onun bir sırtlan olarak ne iş yaptığını biliyor. Aniva şu ana kadar 104 kadın ve kız çocuğuyla para karşılığında cinsel ilişkide bulunduğunu söylüyor. Bildiği kadarıyla 5 çocuğu var. Cinsel ilişkide bulunduğu kadınlar ve çocuklardan kaçının hamile kalmış olabileceğini bilmiyor.

Yaşadığı bölgede kendisi gibi 10 sırtlan bulunduğunu, her köyde mutlaka böyle bir kişi olduğunu anlatıyor. Her bir “temizlik” işlemi için kendilerine 4 ila 7 dolar karşılığı bir para ödeniyormuş.

Aniva’nın evinden otomobille 1 saatlik uzaklıkta bir köyde 50 yaşlarında, köylerinde geleneklerin taşıyıcısı olan üç kadın olan Fagisi, Chrissie ve Phelia ile tanıştım. Ergenlik çağına giren kizları her yıl kampa alarak onlara eşler olarak görevlerini öğretiyor ve bir erkeği cinsel olarak nasıl memnun edebileceklerini anlatıyorlar. Bu eğitim süreci kız çocuklarının sırtlanla cinsel ilişkiye girerek “temizlenmesi” ile noktalanıyor. Bunu kızların aileleri ayarlıyorlar.

Eric Aniva
Aniva cinsel ilişkiden önce bu kökü öğütüp suya karıştırarak içtiğini anlatıyor

Üç kadın “Bunun yapılması lazım” diyorlar, “yoksa aileler ve bütün köy halkını hastalık sarar.”

Onlara bu yolla tam aksine cinsel ilişki ile geçen hastalıkların yayılabileceğini anlatıyorum. Çünkü geleneksel olarak sırtlanlar prezervatif de kullanmıyorlar. Ama kadınlar kabul etmiyorlar. Sırtlanların ahlaklı kişiler arasından titizlikle seçildiğini o yüzden AIDS/HIV virüsü taşımalarının imkansız olduğunu söylüyorlar.

Fakat HIV, gelenekler nedeniyle açık ki bu topluluklar için çok ciddi bir tehlike. Birleşmiş Milletler Malavi’de her 10 kişiden birinin bu virüsü taşıdığını tahmin ediyor.

HIV pozitif olduğunu gizliyor

“Sırtlan” Aniva’ya hiç test yaptırıp yaptırmadığını sorduğumda “Evet HIV pozitifim” diyerek beni şok etti. Aynı zamanda kendisini kızlarını “temizlemek” için tutan anne babalara bunu söylemediğini de itiraf etti.

Konuşmamız devam ederken Aniva, duyduklarımdan hoşnut olmadığımı hissetmiş olmalı ki, övünmeyi bırakıp, bu işi artık fazla yapmadığını, yakında bırakmayı düşündüğünü söyledi. alawi’liler bu geleneklerinin dış dünya tarafından – sadece kilise değil yardım kuruluşları ve hükümet tarafından da – kınandığının, onaylanmadığının da farkındalar.

Hükümet “zararlı kültürel uygulamalar” adı altında bu geleneğe karşı bir kampanya yürütüyor.

Toplumsal Cinsiyet ve Sağlık Bakanlığı müsteşarı Doktor May Shaba “Amacımız insanları mahkum etmek değil” diyor, “Ama onlara geleneklerini niçin değiştirmeleri gerektiği konusunda bilgi vermeyi hedefliyoruz.”

Direnç yüksek

Daha eğitimli anne babaların hızlarını bir sırtlana teslim etmeme ihtimalinin daha yüksek olduğu söyleniyor ama güneyde görüştüğüm köy büyüğü kadınlar bu görüşlere hiç katılmıyor.

Chrissie “Kültürümüzün hiç bir yanlış yanı yok. Bugün topluma baktığınızda kızların sorumsuzca davrandığını görebiliyorsunuz. Onun için köyümüzde kızlarımıza iyi terbiye vermek zorundayız ki, başıboş kalmasınlar, iyi eşler olsunlar, kocalarını memnun etsinler. Ailelerinin başına bir şey gelmemesi için böyle olması lazım” diyor.

50 yıldır Malavi’de yaşayan ve şu anda ülkenin saygın bir antropologu olan Fransa doğumlu Katolik rahip Peder Clause Boucher bu geleneklerin yüzlerce yıl öncesine dayandığını anlatıyor.

Peder Boucher kız çocuklarını cinsel ilişkiye zorlama geleneğinin değiştirilmesine , yüz yılı aşkın süredir devam eden kilise etkisi ve son 30 yıldır etkili olan yaygın AIDS hastalığına rağmen, ülkenin güneyindeki toplumların büyük direnç gösterdiğini de anlatıyor. Fakat ülkenin kalan kısımlarında geleneğin çok daha az etkili olduğuna işaret ediyor.

Büyük Şef Theresa Kachindamoto
Büyük Şef Theresa Kachindamoto

Malavi’nin az sayıda önde gelen kadın liderinden biri olan merkezi Dedza bölgesinde “sırtlan” ile cinsel ilişki geleneği sadece dul ve “kısır” kadınlara uygulanıyormuş fakat Büyük Şef Theresa Kachindamoto bu gelenekle mücadeleyi yaşam amacı olarak gördüğünü söylüyor.

Ülkenin diğer bölgelerindeki şefleri de bu mücadeleye kazanmaya çalışıyor. Fakat Nsanje’de bu değişimin herhangi bir izi henüz yok.

Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan ve kırsal kesimlerinde ciddi kıtlık ve açlık sorunları olan Malavi’de ne yazık ki bu öncelikli bir politik konu olarak görülmüyor.

Eric Aniva ve ailesi
Soldan sağa: Aniva, Fanny, en küçük çocukları, Fanny’nin kızkardeşi ve Aniva’nın “sırtlan” olarak ilişkiye girdiği bir kadın

Bir köyde Aniva’nın iki eşinden biri olan Fanny ve ailenin küçük kız çocuğuyla biraraya geldim. Fanny önceki eşi öldüğünde Aniva tarafından “temizlenmiş” ve kısa süre sonra evlenmişler.

İlişkileri gergin görünüyor. Fanny, Aniva’nın işinden nefret ettiğini itiraf ediyor. Ama bu geçim kapıları. Ona şu anda iki yaşında olan kızının on yıl sonra aynı gelenek gereği cinsel ilişkiye zorlanmasını isteyip istemediğini sorduğumda “İstemiyorum” diyor. “Bu geleneğin sona ermesini istiyorum. Sırtlanlar ile ilişkiye mecbur ediliyoruz. Bu bizim tercihimiz değil ve kadınlar olarak bizim açımızdan çok üzüntü verici bir şey” diye sürdürüyor.

Kendi kızına gelince

Kendisine yapıldığında da nefret etmiş, hala da bu uygulamadan nefret ettiğini söylüyor.

Aynı soruyu Aniva’ya soruyorum. Kızının cinsel “temizlik” ritüelinden geçmesini istiyor mu?

Beni gene şaşırtıyor:

“Hayır benim kızım geçemez. Buna izin veremem. Bu yanlış uygulamayı durduracağım.”

Ama kendisinin bunu yaptığını hatırlatıyorum. “Artık yapmayacağım, kesinlikle” diyor.

Börteçine

Börteçin veya Börteçine, eski tarihçilere göre demirden dağı eriterek Türkleri, Ergenekon’dan çıkaran demircinin adıdır.[1]

Yine bazı tarihçilere göre Börteçin/Börteçine, söz konusu demirden dağı eritip delen demircinin değil, bilakis Türkler’e Ergenekon’dan çıkmaları için yol gösteren dişi kurdu (Asena) takip eden komutanın adıdır.

Bazı diğer kaynaklara göre ise Ergenekon’dan çıkarken Türkler’in takip ettiği dişi kurt olarak da tasvir edilir.

Engizisyon

Engizisyon (Latince: inquisitio, soruşturma), Katolik Kilisesi’ne bağlı bir mahkeme sistemi idi. Gerek kararları, gerek siyasi ve dini görüşleri nedeniyle dört büyük engizisyon adından çok söz ettirdi.

Engizisyon Yargı Sisteminin Özellikleri

Zalim işkence yöntemlerini benimseyen dini bir yargılama sistemidir.
Kilisenin tehdit olarak gördüğü tarikatları ortadan kaldırmıştır.
15.yüzyıldan itibaren büyücü olarak tabir ettiği kişileri vahşi yöntemlerle cezalandırmıştır.
Suçu mutlaka itiraf ettirme anlayışına dayanır.

Orta Çağ Engizisyonu

Orta çağda olduğundan dolayı böyle bir isim almıştır.

İspanyol Engizisyonu tarihçesi

İspanyol Engizisyonu ise Castilla kraliçesi I. Isabella’nın ısrarı üzerine, Papa IV. Sixtus tarafından 1483 yılında onaylandı. Müslümanlarla Yahudilerin Hristiyanlaştırılmasını hedeflenmişti. Bu nedenle 200.000’e yakın Yahudi, 1492 yılında İspanya’yı terk etti. Bir çoğu da Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. Müslümanlara ise yapılan anlaşmalar gereği başlarda iyi muamelede bulunulmuş ise de, bu durum bir yıl bile sürmemiştir. Yüzbinlerce Arap kökenli ya da bugün İspanya olarak bildiğimiz bölgenin yerli halklarından oluşan Müslümanlar ile Yahudiler engizisyon mahkemelerinde katledildi veya görünürde Hıristiyan olarak morisko denilen grupları oluşturdular. Sonraki dönemlerde asimile edilemeyenlerin tamamı Kuzey Afrika başta olmak üzere Dünya’nın diğer yerlerine sürülmüştür.

Roma Engizisyonu

Roma Engizisyonu, Roma Katolik Kilisesi’nin savunduğu öğretiyi korumak için Papa III. Paulus tarafından 1542’de kuruldu. Genel olarak Calvinizm’e ve Luthercilere savaş açtı. Roma Engizisyonu, cadılık ve büyücülükle de uzun yıllar mücadele etti. Bir manastıra ya da piskoposun sarayına yerleşen engizisyon sorgucusu, daha sonra halkı kilisede toplayıp uzun vaaz veriyordu. Amaç, yerel halkla ilişkileri sıcaklaştırmak ve onların güvenini kazanmaktı.