İş hayatında gençlere tavsiyeniz ne olurdu?

İş ve yaşamla ilgili bugünkü bilgi ve tecrübelerinize sahip olarak zamanı geri çevirebilseydiniz 22 yaşındaki kendinize ne tür tavsiyelerde bulunurdunuz?

Etki sahibi profesyonellerin profillerini ve deneyimlerini paylaştığı LinkedIn Influencers adlı internet sitesinde bu konu tartışıldı. Üniversiteden yeni mezun gençlere neler önerdikleri soruldu. İşte gelen yanıtlardan ikisi…

Kleiner Perkins Caufied & Byers adlı risk sermayesi şirketinin ortaklarından Juliet de Baubigny şunları yazıyordu:

“22 yaşında İngiltere’de üniversiteden yeni mezun olmuş, büyük bir şirkette kariyerime başlamıştım. İsteyebileceğim her şeye sahiptim. İşyerinde önemli bir mevkiye gelmek için önüm açıktı; yeni bir araba almıştım; iyi para kazanıyordum; ailem benimle gurur duyuyordu vs. Ama işimden nefret ediyordum.”

İşinin ve hayatının bu şekilde olmasını istemiyordu Juliet. En çok sevdiği şeyler nedir diye düşündü:

“Üniversitede ve hayatım boyunca örnek öğrenciydim; ister kulüpler, ister yardım kuruluşları ya da okul takımları olsun insanlar ve fikirler arasında bağlantı kurmak, olanak yaratıp insanlara o olanakları sunmak hoşuma gidiyordu.”

Juliet işini bırakıp idari araştırma üzerinde yoğunlaştı. “Kariyerimi bu yönde oluşturmak istediğimi gördüm. Riskli ve korkutucu bir adımdı. Ama dönüp geriye baktığımda, kariyerimi ve yaşamımı belirleyen iyi bir karar aldığımı görüyorum.” diyor Juliet.

“22 yaşındayken kaybedeceğiniz fazla bir şey olmuyor. Ne olabilirdi ki? Hangi yaşta olursa olsun yeni bir fırsat korku verici olabilir, hele bunlar fazla riskliyse. Fakat o yaşa geri dönsem kendime diyeceğim şey şu olurdu: yaşın ilerledikçe her şey daha zor olacak, sorumlulukların artacak. O riskli işe girmek, yeni bir şey öğrenmek ya da tam tersi bir yönde ilerlemek ve şirket kurmak istiyorsan o adımı şimdi atmalısın.”

‘Sizden zekisini işe alın’

Colin Shaw, Beyond Philosophy adlı şirketin CEO’su

“22 yaşındayken insanlar bana o iş için daha fazla tecrübe sahibi olmam gerektiğini söylediklerinde sinir oluyordum. Ama şimdi hak veriyorum… İyi kararlar alabilmek için daha fazla tecrübeli olmak gerekiyor. Colin’in gençlere tavsiyeleri şunlar:

Diplomalı olmak iyidir, ama başarının garantisi değildir. Diplomanın kendilerini başarıya götüreceğini sanan çok insan tanıdım. Fakat öyle değildir. Birçok zeki insan çok çalışmadığı için başarısız olur. Zekanızı uygulamaya koymak önemli bir özelliktir.

Hiçbirimiz hepimiz kadar zeki değildir. Kariyerimin başında işim gereği her şeyi bilmem ve bütün kararları benim almam gerektiğini sanıyordum. Fakat zamanla asıl işimin insanlara ilham vermek, iş ortamı kültürünü yaratmak ve insanlara işlerini yapacakları alan açmak olduğunu anladım. Sizden daha zeki insanları işe alarak ekibinizi daha güçlü kılmış olursunuz. Herkesin birbirinden öğreneceği şeyler vardır ve masaya farklı bir yetenek taşımış olurlar. Bunların hepsi bir araya geldiğinde daha başarılı olunacaktır.”

Vücut dili çok şey anlatır. İnsanların ilk duyduğu şey aslında vücut dilinizin sesidir. Bunun farkında olarak davranmak insanların sizi hatırlaması bakımından önemlidir. Vücut dilinizle ne anlattığınıza dikkat edin.”

Reklamlar

En iyi öğütleri anneler verir

Dünyanın farklı ülkelerinden insanlar, annelerinden aldıkları ve unutmadıkları en iyi öğütleri dile getiriyor.

Akıllı ve tecrübeli annelerin çocuklarına verdiği en iyi öğütleri öğrenmek için Quora adlı anket sitesine başvurduk. Aldığımız yanıtlar şunlar oldu:

“Dünyanın merkezinde değilsin”

Avukat Antone Johnson annesinden duyduğu şu basit sözlerin hayat dersiyle dolu olduğunu söylüyor: “Sen dünyanın merkezinde değilsin. Fişini al, sıraya gir.”

Johnson’un annesi ona, herkesin kendi yaşamının kendisi açısından önemli olduğunu öğretmişti. Johnson bu düşüncenin özellikle uzlaşma, paylaşma ve başkalarıyla yaşamayı öğrenen çocuklar açısından önemli bir ders olduğunu söylüyor.

“Yaşamınızı adım adım takip edip size nasihat verecek edebiyat eleştirmeniniz olmuyor. Başkaları kendileriyle meşgul olduğundan sizin yanlışlarınıza pek dikkat etmiyor” diyen Johnson, annelerin bu iş için biçilmiş kaftan olduğunu söylüyor.

“Kendin bul”

Shannon Holman ise internetin olmadığı zamanlarda büyüdüğü için anne-babasının kendisine en fazla verdiği öğütün “kendin bak, bul” olduğunu belirtiyor.

Ailesinin ansiklopedi seti alacak parası olduğu için kendisini şanslı hissettiğini söyleyen Holman, “o zamanlar dünya bizi de içine alacak kadar geniş ve her şeyi bilmeyi gerektirmeyecek kadar büyük olduğu için de şanslıydık” diyor.

“1983’ün Dünya Ansiklopedisi’nde her sorunun cevabını bulamadıysam da, soru sormanın ve her şeyin cevabını bilmemenin normal olduğunu öğrendim. Bugüne kadar öğrendiğim en önemli ders de bu olmuştur” diyor Holman.

“İyi mi, kötü mü?”

Stephanie Vardavas ise Quora’ya yazdığı notta, henüz küçük bir çocukken annesinin, bir insanın iyi mi kötü mü olduğunu anlamanın yolunu öğrettiğini anlatıyor. “O kişinin tezgahtar, garson gibi başkalarına hizmet eden ve kendisini savunacak durumda olmayan insanlara nasıl davrandığına bak” dermiş annesi. “Yüzde 100 haklı çıktı. Bu dersi hiç unutmadım ve insanları anlamada çok işime yaradı” diyor Vardavas.

‘Ben demedim mi?”

Senarist Ken Miyamoto, ailesinde herkesin birbirini çok sevse de farklı görüşte olduklarını ve bu yüzden bazen şiddetli tartışmaların çıktığını, annesinin arada kaldığını ifade ediyor.

“Birkaç yıl önce babam, erkek kardeşim ve benim aramda çıkan bu büyük tartışmalardan birinde annem bana ‘Haklı mı çıkmak istiyorsun, yoksa ilişkinin olmasını mı?’ diye sordu” diyor Miyamoto.

Şimdi bile benzer bir durum olduğunda bu sözleri hatırladığını söyleyen Miyamoto “Hayatta hep haklı çıkmak isterseniz hiçbir ilişkiniz kalmaz” uyarısında bulunuyor.

Evlilik öğüdü

Michelle Roses evlilik töreni sırasında kayınvalidesinin kulağına fısıldadığı sözleri aktarıyor hayat dersi olarak: “Eğer bir erkek karnını doyurmak için bir sandviç bile yapamıyorsa bırak aç kalsın.”

20’li yaşlarda öğrenilecek en iyi dersler

Yukarı bakan genç erkekler

Bazı dersleri ne kadar erken öğrenirseniz 20’li yaşlarınızı o kadar iyi değerlendirmiş olursunuz.

20’li yaşlar kaygı ve endişenin ertelendiği, yan gelip yatarak hayatın tadını çıkardığınız bir dönem mi olmalı, yoksa başarıya ulaşmak için 30 yaşına basmadan önce hayatın acı derslerini öğrenmeniz gereken dönem mi?

Anket sitesi Quora’ya başvurarak genç yaşta öğrenilmesi gereken en zor dersin ne olduğu sorusunu sorduk.

İnternet arkadaşları gerçek değil

Quora sorusunu yanıtlayan pazarlama müdürü Max Lukominskyi’ye göre öğrenilmesi gereken en önemli şey “internet arkadaşlığının sahte arkadaşlık olması”. “Ne yazık ki durum böyle. Bu arkadaşların çoğu için sizin bir öneminiz yoktur ve ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olmayacaklardır” diyor.

Lukominskyi’ye göre tecrübe ve duygular insanın “en iyi yatırımlarıdır” ve geleneksel başarı ölçüsü olarak görülen ev, araba sahibi olmak gibi şeyler artık geçerliliğini yitirmiştir.

Genç kadın ve erkek telefonlarına bakıyorİnternet arkadaşlarınız ihtiyaç duyduğunuzda size el uzatacak mı?

Zayıflıklarınızı öğrenin

Charita Johnson ise kendi zayıflıklarınızın neler olduğunu öğrenmenin önemini vurguluyor. Bunları erken yaşta öğrenmek bu zayıflıklardan yararlanmak isteyenlere karşı iyi bir savunma olacaktır.

Başarıya giden kestirme yol yok

Yuri Kruman ise “Bir anda başarılı olmayı sağlayacak sihirli bir yol yoktur” diyor. “Sürekli mücadele etmeniz, tanıştığınız herkese kendinizi iyi pazarlamanız, başarı öyküleri anlatmanız ve dinleyicinin sizi anlamasını sağlamanız gerekir.”

Bir diğer acı gerçek ise bir beceriyi ya da işi bütün yönleriyle öğrenmek sanıldığından çok daha uzun zaman alır. İş sadece lafla yürümez. “Özellikle sizin yapmak istediklerinizin aynısını yıllardır yapan çok yetenekli ve istekli insanlarla çevrili olduğunuzu unutmayın.”

İlerlemek istiyorsanız düzgün konuşun. Yani lafı döndürüp dolandırmadan anlatmak istediğiniz konuya değinmeyi öğrenin. Kruman’a göre “Meşgul insanlar eveleyip gevelemeye dayanamaz. Konuya doğrudan girin.”

Dağa tırmanan kadınBazıları insanın 20’li yaşlarda kendi sınırlarını zorlamasının önemli olduğunu düşünüyor.

Sınırlarınızı zorlayın

Stefan Papp’a göre, 20’li yaşlarda sınırları zorlamak önemlidir. Güdülerinizi kontrol etmeyi öğrenmenize yardımcı olur. “Bu dersi erken yaşta öğrenirseniz daha ileri yaşlarınızda bir şeyleri yaşamamış olma hissine kapılma riskiniz azalır” diyor Papp. “40’lı ve daha ileri yaşlarda olup da gençken bazı şeyleri kaçırdıklarını düşünen ve yeniden gençliğine dönmek isteyen çok insan vardır.”

Kendi yolunu bulmak

Nöroloji alanında doktora öğrencisi Nick Johnson’a göre ise 20’li yaşlardaki en zor şeylerden biri, size sunulan tavsiyelerdeki çelişkili durumlar arasında kendi yolunuzu bulmaktır. Örneğin “kimse yardım etmez” önermesi “gerçek arkadaşlarınız ihtiyaç duyduğunuzda yanınızdadır” önermesi ile çelişir.

Johnson “doğru zamanda sizden daha tecrübeli biri tarafından verildiği müddetçe” bunların tümünün iyi tavsiyeler olduğunu söylüyor. Ama zor olan şey, ne zaman hangi tavsiyenin tutulması gerektiğini öğrenmek.

Sheryl Sandberg: Neden çok az sayıda kadın lider var?

Facebook COO’su Sheryl Sandberg, erkeklere kıyasla neden kadınların çok az bir yüzdesinin mesleklerinde en üst seviyeye çıkabildiğini irdeliyor — ve üst düzey yönetici olmyana aday kadınlara üç güçlü öneride bulunuyor.

 

Bugün burada aramızda bulunanlarla, ne kadar şanslı olduğumuzu kabul ederek başlayalım. Biz, annelerimizin, büyükannelerimizin yaşadığı kadınlar için meslek seçimlerinin oldukça sınırlı olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Ve bugün burada, bu salonda iseniz, çoğumuz temel sivil haklara sahip olduğumuz bir dünyada büyüdük. Ve inanılmaz bir şekilde, bazı kadınların hala aynı haklara sahip olmadıgı bir dünyada yaşıyoruz. Bütün bunlar bir yana, hala bir sorunumuz var, Ve bu ciddi bir sorun. Ve sorun şu: Dünyanın hiç bir yerinde kadınlar hiç bir meslekte yüksek düzeylere gelemiyorlar. Rakamlar açıkça gerçekleri anlatiyor. 190 devlet başkanı arasında dokuzu kadın. Dünyada meclisteki bütün insanlar arasında yüzde 13 kadın. Kurumsal sektörün içinde, üst düzeyde bulunan kadınlar, üst düzey yönetimde, yönetim kurullarında — yüzde 15, 16 dan ibaret. Rakamlar 2002’den bu yana değismedi ve tam tersine gidiyor. Kar amacı gütmeyen, daha çok kadınlar tarafından yönetildiğini düşündüğümüz şirketlerde bile, yüksek düzeyde görev yapan kadinlar: yüzde 20.

Bir diğer sorunumuz ise, kadınlar profesyonel başarılari ve kişisel hedefleri arasında zor seçimlerle karşı karşıya kalmaları. Amerika’da yakın zamanda yapilan bir araştırma evli üst düzey yönetici erkeklerin üçte ikisinin çocuk sahibi olmasına rağmen evli kadınlardan sadece üçte birinin çocuğu olduğunu gösteriyor. Birkaç yıl önce, New York’daydim ve bir anlaşma peşindeydim, Newyork’daki şık özel sermaye ofislerinden birisinde. tahmin edebilirsiniz. Bir toplantıdaydım — yaklaşık üç saatlik bir toplantı — toplantının ikinci saatinde, bir ihtiyaç molası gerekti, herkes ayaklandı, ve toplantıya önderlik eden ortak birden mahçup görünmeye başladı. O zaman fark ettim ki ofisindeki bayanlar tuvaletinin yerini bilmiyordu. O sırada ofise yeni taşındıklarını düşünerek etrafa bakınmaya başladım, ama kutu görmedim. Ve bu yüzden ona “Ofise yeni mi taşındınız” diye sordum “Hayır, yaklaşık bir senedir buradayız” dedi. Ona dedim ki, ” Siz şimdi bana bir senedir bu ofiste iş almaya çalışan tek kadin ben olduğumu mu söylüyorsunuz?” Bana baktı, ve dedi ki, “Evet. Ya da belki tek tuvalete gitmek isteyen sizsiniz”

Sormamız gereken soru, Bu durumu nasıl düzeltebileceğimiz. Bu rakamları nasıl değiştirebileceğimiz? Bu durumu nasıl değiştirebiliriz? Söze şunu söyleyerek başlamak istiyorum Her zaman konuştuğum konu – kadınların çalışmaya devam etmeleri. çün ki gerçekten çözümün bu olduğunu düşünüyorum. Işgücünün yüksek gelir bölümünde, Ust düzeyde görev yapan insanlar arasında – Amerikadaki en büyük 500 şirkette üst düzeyde islerde, yada diğer sektörlerde eşdeğer işlerde – problemin, kadınların vazgeçmeleri olduğuna inanıyorum. Son zamanlarda insanlar bundan çok bahsediyor, esnek iş zamanlama ya da mentorluk etme ya da firmaların kadınları eğitmesi gerektiğinden bahsediyorlar. Ama bugün, her ne kadar çok önemli olsalar da — bunlardan bahsetmek istemiyorum. Bugün, bireysel olarak ne yapabileceğimiz üzerine odaklanmak istiyorum. Kendimize vermemiz gereken mesaj nedir? Bizimle ve bizim için çalışan kadınlara iletmemiz gereken mesaj ne? Kız çocuklarımıza verecepimiz mesaj ne?

Başlamadan şunu söylemek isterim ki, bu konuşmamnda herhangi bir yargılayıcı unsur yok. Doğru cevabı bilmiyorum; kendim için bile olsa bilmiyorum. Pazartesi günü yaşadığım yer olan San Francisco’dan ayrıldım bu konferansa gelmek için uçağa biniyordum, Üç yaşındaki kızım, onu anaokuluna bırakırken şu bacağa sarılma hareketini yaptı. “Anne, uçağa binme” diye ağladı. Bu çok zor. Bazen kendimi suçlu hissediyorum. İster evde olsunlar, ister çalışma hayatının içinde bu hissi zaman zaman yaşamayan bir kadın olduğunu sanmıyorum. Yani, iş hayatında yer almanın her kes için doğru bir karar olduğunu söylemiyorum.

Bugünkü konuşmam, eğer iş hayatında yer almaya karar verdiyseniz size vereceğime mesajlar hakkında. Bence üç temel mesaj var. Bir, masaya oturun. İki, partnerinizin gerçek bir partner olduğundan emin olun. Ve üç, — gerçekten ayrılmadan önce kendinizi ayırmayın. Birinciden başlayalım: Masaya oturun. Facebook’ta birkaç hafta önce üst düzey bir devlet yetkilisini ağırladık, Silikon vadisindeki üst düzey yöneticilerle görüşmek için geldi. Herkes masanın etrafında yerini aldı. Bu kişinin yanında, onunla birlikte seyahat eden ve onun departmanında epey üst düzeyde çalışan iki kadın vardı. Ben onlara “Gelin, masaya oturun” dedim. Ama onlar odanın kenarında duvar dibine oturdular. Üniversite son sınıftayken Avrupann Entellektüel tarihi isimli bir ders alıyordum. Üniversitedeki bu tip şeylere bayılmamak mümkün mü? Keşke şimdi de yapabilsem. Neyse, bu dersi oda arkadaşım olan Carrie ile alıyordum, ki her zaman inanılmaz derecede parlak bir öğrenci idi — ve inanılmaz derecede parlak bir akademisyen de oldu sonra — bir de erkek kardeşim aynı dersi alıyordu — akıllı bir çocuk, ama su topu delisi bir tıp öğrencisi, üniversite ikinci sınıftaydı.

Bu dersi üçümüz birlikte alıyorduk. Carrie bütün kitapları orjinal Yunanca ve Latincelerinden okuyor — tüm derslere giriyor — ben kitapları İngilizcelerinden okuyorum, ve derslerin çoğuna giriyorum. Erkek kardeşim ise çok meşgul; 12 kitaptan sadece birini okuyor, ve sadece birkaç derse giriyor, sınavdan birkaç gün önce de odamıza gelip bizden onu sınava çalıştırmamızı istiyor. Sonra üçümüz birden sınava giriyoruz, oturuyoruz. ve o sınavda tam üç saat oturduk — ufak mavi defterlerimize cevapları yazdık — evet o kadar yaşlıyım ben — ve sınav salonundan çıktık, birbirimize baktık ve sorduk, ” Nasıl geçti?” Carrie “Hegelian diyalektikleri açıklarken ana noktalarında tam değinmedim sanırım.” diyor. Ben “Tanrım, keşke John Locke’nin mülkiyet teorisini ondan sonra gelen felsefecilerle daha iyi bağdaştırabilseydim.” diyorum. Erkek kardeşim ise, “Sınıftaki en iyi notu ben aldım.” diyor. “Sınıftaki en iyi notu sen mi aldın? Sen hiçbirşey bilmiyorsun ki.”

Bu hikayedeki sorun şu verilerin gösterdiği şeyle aynı şeyi söylüyor: kadınlar, kendi yetilerini sistematik olarak azımsıyorlar. Eğer kadınları ve erkekleri test eder ve onlara tamamen not ortalamaları gibi tamamen objektif bir konuda soru sorarsanız erkeklerin tahminleri olduğundan yüksek değerler iken kadınların tahminleri olduğundan düşük değerleri içeriyor. Kadınlar iş dünyasında kendileri için pazarlık etmiyorlar. Son yıllarda yayınlanan bir çalışmaya göre üniversiteden mezun olup iş hayatına atılan delikanlıların — ya da daha doğrusu erkeklerin — %57’si ilk maaşları ile ilgili pazarlık ederken kadınların sadece %7’si aynı nedenle pazarlık ediyor. Daha da önemlisi, erkekler başarıları için kendilerine pay biçerlerken, kadınlar dış faktörleri etken olarak görüyorlar. Eğer erkeklere iyi bir iş başardıklarını söyleyecek olursanız size “Elbette, ben çok iyiyim çünkü. Bu çok açık. Ne sorduğunuzu anlamadım.” diyeceklerdir. Oysa kadınlara çok iyi bir iş çıkardıklarını söylediğinizde size söyleyecekleri, birinin onlara yardım ettiği, şanslarının yaver gittiği, ya da çok çalıştıklarıdır. Bu neden önemli? İnanın çok çok önemli çünkü kimse en büyük ofise masada oturmayıp duvar dibine ilişerek ulaşamaz. ve birisi, eğer o başarıyı hak etmediğine inanıyorsa ya da kendi başarısının farkında değilse asla terfi edemez.

Keşke bu sorunun yanıtı basit olsaydı. Keşke birlikte çalıştığım bütün genç kadınlara, bütün o muhteşem kadınlara, “Özgüveniniz olsun ve kendiniz için pazarlık edin. Başarınıza sahip çıkın.” diyebilseydim. Keşke bunu kendi kızıma söyleyebilseydim. Ama bu o kadar basit değil. Çünkü verileri gösteriyor ki, herşeyden önce — başarı ve başkaları tarafından sevilmek erkekler için doğru orantılı iken kadınlar için ters orantılı. Herkesin başıyla onayladığını görüyorum. çünkü hepimiz bunun doğru olduğunu biliyoruz.

Bunu gösteren çok iyi bir çalışma var. Harvard İşletme Bölümü’nde yapılmış ünlü bir araştırma. Silikon Vadisindeki bir firmada operatör olarak çalışan Heidi Roizen isimli bir kadın ile ilgili bir araştırma. Heidi Rozen, tanıdıklarını kullanarak çok başarılı bir yatırımcı oluyor. 2002 yılında, çok da eskiden değil Colombia Universitesindeki bir profesör Heidi Rozen vakasını alıyor ve ismini Howard Roizen olarak değiştiriyor. Her iki vakayı da iki grup öğrencisine ödev olarak veriyor. İki vaka arasında tek bir fakr var: Heidi kelimesi yerine Howard kelimesi yazılmış. Ama bu tek kelime çok büyük bir fark yaratıyor. Daha sonra öğrencilerine anket yapıyor. İyi haber şu ki, öğrenciler, kız ve erkek öğrenciler, hem Heidi hem Howard’ın eşit derecede başarılı olduğunu düşünüyor, ki bu çok iyi. Ama kötü olan şu ki, herkes Howard’ı beğeniyor. Süper bir adarm, onun altına çalışmak istersiniz, hatta onunla balığa çıkmak istersiniz. Peki Heidi? Çok emin değiller. Biraz fazla iddialı. Biraz falza politik. Onun altında çalışmayı çok da istemezsiniz. İşte olayın karmaşık olan kısmı bu. Bizler, kızlarımıza ve meslektaşlarımıza, ve kendimize terfi etmek için A aldığımıza, masada oturabileceğimize inanmamız gerektiğini söylemeliyiz. Ve bunu erkeklerin herhangi bir tavizde bulunalarına gerek olmayan, ama bizlerin tavizlerde bulunmasını gerektiren bir dünyada yapmalıyız.

Bütün bunların en üzücü noktası ise bunu anımsamanın çok zor olması. Size benim için çok utanç verici bir hikaye anlatmak istiyorum, çünkü bence çok önemli. Kısa bir zaman önce Facebook’ta yaklaşık yüz çalışana bir konuşma yaptım. Birkaç saat sonra, orada çalışan genç kadınlardan biri benim masamın hemen dışında benimle konuşmak için bekliyordu. Tamam dedim, oturdu ve konuşmaya başladık. Bana “bugün birşey öğrendim” dedi. “Anladım ki, elimi havada tutmam lazım.” Ona “ne demek istiyorsun?” diye sordum. Bana “Konuşma yaparken, en son iki soru daha alacağını söyledin. O anda pekçok insanla birlikte benim de elim havadaydı. İki kişiye daha söz verdin. Ben de elimi indirdim, ve diğer tüm kadınların da ellerini indirdiğini fark ettim, ama sonra iki soruyu daha yanıtladın, sadece erkeklerin sorularını.” Kendi kendime, Vay canına — eğer bu konulara dikkat eden ben bile– bu konuşma sırasında erkeklerin ellrinin hala havada olduğunu kadınların ellerinin ise inmiş olduğunu fark edemiyorsam şirketlerde çalışan yöneticiler olarak fırsatlara ulaşmak için erkeklerin kadınlara göre daha çok hamle yaptığını fark edebileceğiz? Kadınların o masaya oturmalarını sağlamamız lazım.

İkinci mesaj: partnerinizin gerçek bir partner olmasına dikkat edin. Ben, iş hayatında evdekinden daha çok aiama kaydettiğimize ikna olmuş durumdayım. Veriler bunu çok açık şekilde gösteriyor. Eğer kadın ver erkek tam gün çalışırsa ve çocukları varsa, kadınlar erkeğin yaptığının iki katı kadar ev işi yapıyorlar, ve kadınlar erkekten üç kat daha fazla çocuk bakımını üstleniyorlar. Yani kadınların iki ya da üç işi varken, erkeklerin bir tane. Birinin evde daha .ok kalması gerekiyorsa kim işini bırakıyor dersiniz? Bunun nedenleri oldukça karmaşık ve bunlara değinecek vaktim yok. ve ana nedenin pazar günleri futbol seyretmek ya da genel anlamda tembellik olduğunu düşünmüyorum.

Bence nedenler çok daha karmaşık. Bence, toplumsal olarak, erkeklere başarılı olmaları konusunda kadınlardan daha çok baskı uyguluyoruz. Evden çalışan, evde oturan ve kariyer sahibi eşlerine evden destek olan erkekler tanıyorum. Ve bu çok zor. Annem-ve-ben aktivitelerinden birine gittiğimde orada bir baba gördüğümde diğer annelerin onunla iletişime geçmediğini görüyorum. Bence bu bir sorun. Evde olmak — bunu iş hayatı kadar önemli hale getirmeliyiz, her iki cins için de dünyanın en zor işi bu — evde çalışmak. Eğer eşitlik ve kadınların iş hayatında kalmasını sağlayacaksak yapmamız gereken bu. (Alkışlar) Çalışmalar, eşit gelir ve eşit sorumluluk içeren evlerdeki boşanma oranlarının yarı yarıya az olduğunu gösteriyor. Eğer bu herkes için yeterince motive edici bir faktör değilse, bu ailelerin — bunu sahnede nasıl söylesem ki?– birbiriyle daha çok haşır neşir olduğunu söylemekte fayda var.

Üçüncü mesaj: “Ayrılmadan önce ayrılmayın.” Bence, kadınların iş hayatında kalmak amacı ile yaptıkları davranışlarının aslında sonunda iş hayatını bıraklamarına neden olmasında ciddi bir ironi var. — ki ben bunu sıklıkla görüyorum–. Olan şu: Hepimiz meşguluz: herkes meşgul; diyelim ki meşgul bir kadın var. ve çocuk yapmayı düşünmeye başladı. Çocuk yapmayı aklından geçirmeye başladığı anda o çocuğa hayatında yer açmayı da düşünmeye başlıyor. “Şu an yapmakta olduğum şeylerin yanısıra, çocuğu hayatıma nasıl sığdıracağım?” Ve o andan itibaren, artık soru sormak için elini kaldırmamaya, zam istememeye, yeni bir projeye istekli olmamaya başlıyor. “O projeyi bana verin, ben yapabilirim.” demez oluyor, kendini geri çekiyor. Buradaki sorun, — diyelim ki o gün, tam o gün hamile kaldı — hamilelik dokuz ay, üç ay da doğum izni var, altı ay da sonrasında kendin toparlamak için — toplamda iki yıl diyelim, –benim gördüğüm, sıklıkla– kadınlar bunun hakkında çok daha erkenden düşünmeye başlıyorlar — nişanlandıklarında, evlendiklerinde çocuk sahibi olmak için öalışmaya başladıklarında, ki bu epey uzun sürebilir. Birgün bu konu ile ilgili konuşmak için genç bir kadın bana geldi, ona baktım ve dedim ki — biraz genç göründü bana. Ona dedim ki, “Yani eşin ve sen bir bebek sahibi olmaya mı karar verdiniz?” Bana, “Yooo, ben evli değilim ki.” dedi. Erkek arkadaşı bile yoktu. Ben de “Bunları bence biraz fazla erken düşünüyorsun.” dedim.

Ama söylemeye çalıştığım şu, bu başladığında yavaşça kendini geri çektiğinde ne oluyor? Bunu yaşayan herkes bilir– ben de öyle, bir kez çocuk sahibi olduğunuzda, işinize geri dönmek için işinizin gerçekten de iyi olması gerekir, çünkü bir çocuğu evde bırakıp işe gitmek çok zordur– işinizin motive edici, heyecanlandırıcı ve ödüllendirici olması gerekir. Bir fark yarattığınızı hissediyor olmanız lazım. Eğer iki yıl önce bir terfi almadıysanız o terfiyi yanınızdaki başka bir erkek alacak, eğer üç yıl önce yeni fırsatlar aramayı bıraktıysanız, canınız sıkılmaya başlayacak çünkü ayağınızı gaz pedalından çekmemeliydiniz. Ayrılmadan, ayrılmayın. İşinizde kalın. Ayağınızı gaz pedalı üzerinde tutun, ta ki çocuğunuz için bir ara vereceğiniz ayrılacağınız güne kadar — ve sonra kararlarınızı verin. O kararları çok erkenden vermeyin, özellikle de bu kararları aldığınızın farkında bile değilseniz.

Ne yazık ki benim ait olduğum nesil tepedeki rakamları çok fazla değiştiremeyecek. Bu rakamlar pek değişmiyor. Benim neslimin zamanında, nüfusun %50’sinin insanların %50’sinin sektörde de lider olduğunu göremeyeceğiz. Ama gelecek nesillerden ümitliyim. Bence, ülkelerin ve dünyadaki şirketlerin yarısınının kadınlar tarafından yönetilmeye başladığı zaman, dünyamız daha iyi bir yer olacak. Bunun nedeni, o zaman herkesin kadınlar tuvaletinin yerini bilecek olması değil, tabi bu da epey faydalı olur. Bence böyle bir dünya çok daha iyi bir dünya. Benim iki çocupum var. Beş yaşında bir oğlum ve iki yaşında bir kızım. Ben, oğlumun önünde bir seçenek olmasını istiyorum, iş hayatına tamamen atılmakla evde kalmak arasında seçim yapabilmeli. ve kıızımın da önünde bir seçenek olmasını istiyorum sadece başarılı olmak değil, başarılıar nedeniyle sevilmeyi de seçebilmeli.

Teşekkürler

20’li yaşlarda cebinde fazladan parası olan gençler için sizce hangisi daha önemli?

@etohum adlı kişinin Tweetine göz at:

20’li yaşlarda cebinde fazladan parası olan gençler için sizce hangisi daha önemli?

Y Jenerasyonu neden kendi şirketinin patronu olmak istiyor

Geçtiğimiz 15 yıl içerisinde kariyer planları inanılmaz bir değişim göstermiştir. 2000’li yılların başlarında insanlar Deloitte, JPMorgan ve GE gibi geleneksel kurumsal işlerde çalışmak istiyordu. Ardından çalışılmak istenen en popüler şirketler Apple, Google ve Facebook gibi teknoloji devleri haline geldi.

Geçtiğimiz 5 yıl içerisinde ise yeni bir kariyer seçeneği favori haline geldi, o da kendi işini kurmak.Diğer bir deyişle kendi şirketinin patronu olmak…

Global olarak girişim ve kendi işini kurma grafiği tutarlı bir artış göstermektedir. Dünya Bankası’nın verilerine bakıldığında ekonominin güçlü olduğu ve farklı iş seçeneklerinin bol olduğu yerler de dahil olmak üzere global popülasyonun %30’u kendi işini yapmaktadır. Daha da ilerisi, yakın gelecekte Y jenerasyonunun üniversiteden ayrılıp kendi işini kurmasıyla bu grafik daha da artacak gibi görünüyor.

2025 yılında Y jenerasyonunun toplam iş gücünün %75’ini oluşturması beklenmektedir. Bu rakama bakıldığında gelecek iş dünyasının geleneksel bir bakışla yönetilmeyeceğini anlayabiliriz. Y jenerasyonunun rakamlarına bakıldığında değişimin diğer jenerasyonlara oranla iki kat hızlı ilerlediğini görmekteyiz. Son istatistikler Y jenerasyonunun nadiren bir işte 3 yıldan uzun kaldığını göstermektedir. Aynı zamanda bu yeni jenerasyon, kendi başına çalışmaktan daha büyük keyif alıyor gibi görünüyor.

Y jenerasyonu diğer jenerasyonlara oranla iş-yaşam dengesine ve özgürlüğüne daha fazla önem vermektedir.

Y jenerasyonu düzenli yaşam koşullarından ya da daha kaliteli bir yaşamdan etkilendikleri için bu sonuç meydana gelmemektedir. Bu kuşak, daha ben merkezli ve bağımsız olduğu için kuralları takip etmek onlar için daha zor hale gelmektedir.

San Diego State University psikoloji profesörü Jean Twenge bir milyondan fazla Y kuşağı ile anket gerçekleştirmiştir. Profesörün edindiği bulgular son beş yılda kendine saygı, kendini yüksek görme ve narsisimin arttığını göstermektedir. Bu durumun iş önceliklerinde bir etkisi olduğu kesindir. Kendi işinin patronu olmak bir patrondan ya da özgürlüğünü ve bağımsızlığını bir patronun sınırları dahilinde gerçekleştirmekten kaçınmanın en kolay yoludur.

Girişimlerle ilgili istatistiklere bakıldığında ise kendi işini kuranların genellikle ortalamaya oranla daha çok çalıştığı ve daha az kazandığı görülmektedir. Bu yüzden iş-yaşam dengesi için işinizden ayrılmayı planlıyorsanız bu durumu tekrar değerlendirebilirsiniz.

Y jenerasyonu girişimciliğin zorluklarını hafife alma eğilimindedir.

Y jenerasyonu Steve Jobs ve Mark Zuckerberg gibi başarılı olmanın kolayca gerçekleştirilebileceğini, eğer bir kişi üniversiteyi okumak istemiyorsa ya da okumak için elverişli değilse girişimcilikte başarısının garanti olacağını düşünme eğilimindedir. Diğer taraftan Y jenerasyonu diğer kuşaklara oranla kendi yeteneklerini daha üstün görme eğilimindedir. Y jenerasyonundaki insanların çoğu aşırı öz güvenli olup, diğer insanlara nazaran kendi kararlarına daha fazla güvenmektedirler. Yaratıcı yeteneklerini gözlerinde büyüttükleri için kendi sıradan fikirlerini de büyük ve inovatif olarak değerlendirmektedir.

Toplum büyüyen girişimcilik aktivitelerinden fayda sağlarken, eğer Y jenerasyonu başarılı girişimci olabilmenin olasılıkları üzerine eğitilirlerse daha az acı çekecek ve daha az hayal kırıklığına uğrayacaktır. Özellikle de yeterince yetenekli ve çalışkan değillerse… Bu eğitim ancak kişilerin potansiyellerine yönelik dürüst geribildirimler yapılırsa sağlanabilir.

Teknoloji devleri şu anda aç gözlü, kurumsal ve yaratıcılıktan yoksun olarak görülmektedir. Bu yüzden geleceğin çalışanlarına büyük firmalar sevimli gelmiyor.

İronik olan bu genç şirketlerin bir zamanlar yaratıcı, insani ve kurumsal olmayan olarak değerlendirilmesiydi. Fakat yatırım bankalarının yüzyılda kazandığı şöhreti büyük teknoloji firmalarının kazanması 20 yıldan kısa sürdü.

İş verenler eğer Y jenerasyonunu etkilemek istiyorsa kendilerini bu kuşağa aç gözlü olmayan fakat yenilikçi ve başarılı bir şirket olarak tanıtmalıdır. Güven herkes için önemlidir fakat Y jenerasyonu tarafından kurulmuş genç teknoloji firmalarının çoğu kendini aldatılmış hissediyor. Eğer zaman içerisinde Google, Facebook ve Amazon eski itibarını geri kazanmazsa, yeni jenerasyonla iletişim kurabilen şirketler bu devlerin yerini alacaktır.

Eğer özetleyecek olursak Y jenerasyonu kendisini kısıtlayan ve fazla talepkar büyük devlerde çalışmak yerine kendi şirketini kurmayı tercih etmektedir. Yeni jenerasyon kendisini yaratıcı hissetmek istiyor ve kendi perspektiflerinden değerlendirdikleri potansiyelleri ile eşleşen başarılara ihtiyaçları var.

Kendi işini kurmak sıkıcı iş yükünden kaçınmak için edinilen kopyalama bir stratejidir. Daha yaşlı jenerasyonlar da geleneksel işlerinden ayrılıp bağımsız çalışmak, kendi işinin patronu olmak ya da kendi şirketini kurmak için kendini zorlamaktadır. Kişilerin kendi işlerini kurmalarını istemesinin bir numaralı sebebi önceki işlerinde patronları ile travmalı bir deneyim edinmiş olmalarıdır. Bu kişiler gereklilikten doğan girişimciler olarak adlandırılmaktadır. Çünkü bu insanlar yetersiz patronlarla çalışmaktan kaçınmaktadırlar. Bu yüzden Y kuşağını aynı şeyi denedikleri için kimse suçlayamaz.

Casuslar Kitabı – Gayle Lynds

Amerika‘da 2010’un en iyi 3 gerilim romanından biri olarak seçilen Casuslar Kitabı, casus romanlarının bir numaralı isimleri arasından gösterilen ödüllü yazar Gayle Lynds‘ın bir eseridir.

Casuslar Kitabı alıntılar


  • Bir köpekle işediği yer arasında durmayın. – Trajan
  • Düşünmek ruhen kendisiyle konuşmaktır. – Platon
  • Kazanamayacaksan savaşma. – Trajan
  • Başarıya ulaşmak için, bir insanı neyin harekete geçirdiğini anlamak ve onu kullanmak çok önemlidir. – Machievelli