Dinozor

Dinozorlar (Latince: Dinosauria) 150 milyon yıl civarında dünya hayatına egemen olmuş hayvanlardır. Dinozor, Yunancada korkunç kertenkele anlamına gelen iki sözcüğün birleştirilmesinden oluşturulmuştur. Bunun nedeni, geçmişte bilim adamlarının dinozorları bir cins kertenkele sanmalarıdır. Türkçede yaygın; fakat yanlış olarak dinazor diye hitap edildiği de olur. Dinozorlar yeryüzünde ilk kez 230-225 milyon yıl önce göründüler. 65 milyon yıl önce ise çok sayıda dinozor türünün nesli tükenmişti. Dinozorların bazı türleri sıcakkanlıyken bazıları soğukkanlıdır.

Dinozorların 150 milyon yıl kadar yaşamasının sebeplerini şöyle açıklayabiliriz:

  1. Çevreye uyum sağladılar.
  2. Tüylü ve su geçirmez derileri sayesinde korundular ve kuru kaldılar.
  3. Sert kabuklu yumurtaları sayesinde pek çok yavru yaşadı.
  4. O dönemde yaşayan diğer hayvanlara oranla daha kolay yürüdüklerinden kolayca yiyecek bulup, düşmanlarından kaçtılar.
  5. Bazı dinozorlar ot, bazıları da et yediklerinden yiyecek sıkıntısı çekmediler.
  6. Zamanının en güçlü türlerinden biri oldukları için diğer türde hayvanlar onlara karışmadılar.

Yeryüzünde çok sayıda dinozor türü bulunmaktaydı (850 civarında). Bunlardan kimi bitkilerle beslenirken (sauropod), kimi et yiyordu (theropod). En kalabalık otobur dinozor türleri apatosaurus ve brachiosaur idi. Bunlar gelmiş geçmiş en büyük hayvanlardandı. Örneğin apatosaurus 30 ton ağırlık ve 21 metre uzunluğa ulaşabiliyordu. Ama T-Rex örneğinin en küçüğünün 19,4 metre olduğunu gördüler. Üstelik carnotaurus boynuzlu, çok görülmeyen türlerdendi. Ayrıca ceratosaurus türünün küçük ayakları vardı; ama çok ölümcüldü.

Diğer otobur dinozorlar, kendilerini etobur dinozorlardan korumaya yarayacak özel silahlara sahipti. Örneğin triceratops, başında üç boynuz taşırken ankylosaurus çıkıntılı kemiklerle korunuyor, stegosaurus’un kuyruğunda ise sivri dikenler bulunuyordu.

Tabiki bazı kısa bacaklı dinozorlar vardı. Bunlardan deinonychus gibi ve kuzeni oviraptor gibi dinozorlar örnek verilebilir. Bu dinozorlar süratli ve yırtıcı olabilir.

Etobur dinozorlar, tıpkı insanlar gibi arka ayaklarının üzerinde yürüyorlardı. Ön ayakları çok miniktiler.

Spinosaurus, Tyrannosaurus, Carnotaurus gibi bazıları son derece büyükken, Compsognathus (yaklaşık 5,5 kg ve 60 cm) gibileri de son derece küçüktü.

Dinozorların yumurtaları oldukça kalın kabukluydu. Bu kabuk içerisindeki yavruyu koruyor ve içindeki özel bağ sayesinde yavru güven içinde büyüyordu.

Dinozorlarla aynı dönemde pterosaurus, gibi uçabilen canlılar da vardı, ama bunlar dinozorlarla çok yakından ilgili değildi. Aynı zamanda ichthyosaurus ve plesiosaurus gibi çok sayıda yüzebilen sürüngen de vardı. Ama bunlar da dinozorlarla yakın bir ilintiye sahip değillerdi.

Büyük grupların yok oluşu ve evrimsel süreçler

Büyük dinozorların nasıl yok olduğuna dair bugüne değin birçok iddia ortaya atılmıştır. Geçmişte, dinozorların kısa bir süre içinde toplu olarak nasıl yok oldukları uzun bir süre açıklanamamış ve yanardağ patlamalarından dünyadaki iklim değişikliklerine kadar çeşitli teoriler ortaya atılmıştır.

1980 de ise Nobel ödüllü fizikçi Luis Alvarez ve oğlu jeolog Walter Alvarez dinozorları bir göktaşının ortadan kaldırdığını ileri sürdü. Alvarezler’in bu görüşü 85’li yılların sonları ve 90’lı yılların başlarında bilim çevrelerinde ağırlık kazanmış ve ilerleyen yıllarda da ortak kabul olmuştur. Yapılan araştırmalar da bu görüşü kanıtlamıştır. Dinozorların nasıl yok olduğuna ilişkin bilim adamlarının sahip oldukları bu görüş dinozorların sonunun 65 milyon yıl önce yaklaşık 10 km çapında bir göktaşının Dünya’ya çarpmasıyla gerçekleştiğini açıklar. Bu göktaşı saatte 54.000  km hızla Meksika’nın Yukatan Yarımadası açıklarında Dünyaya çarpmış ve çarpma anında 200.000 km³ madde buharlaşmış, erimiş ya da yüzlerce kilometre öteye savrulmuştur. Bu çarpma sonucu canlı türlerinin %70’inden fazlası yok olmuş ve 180 km çapındaki, Dünya’nın en büyük kraterlerinden biri olan Chicxulub krateri meydana gelmiştir. Çarpmanın 100 milyon megaton TNT’ye eşdeğer bir enerji açığa çıkardığı tahmin edilmektedir. Çarpma sonucu oluşan toz tabakası atmosferi kaplamış, Dünya aylar boyu karanlıkta kalmış, sıcaklık suyun donma derecesine kadar düşmüş ve asit yağmurları yaşanmıştır. Aylarca süren bu karanlık ve soğuk dönemde bitkilerin fotosentez yapamaması besin zincirini yıkmış ve bu felaketler zinciri de dinozorların sonunu hazırlamıştır. Dünya hiç güneş görmeyince buz devri oluşmuştur. Dinozorlar da bu sırada ölmüştür. Ancak bu sırada dinozorların tamamen yok olmadığı, bazı küçük türlerinin evrimleşerek bugünkü kuşların atalarını oluşturdukları tahmin edilmektedir.

Reklamlar

Dünyanın En Büyük Hayvanı: Mavi Balina

Dünya üzerinde yaşayan en büyük hayvanın mavi balina olduğu bilinmektedir. Olgun bir mavi balinanın uzunluğu kuyruk kısmından baş kısma kadar yaklaşık 23 metre ila 30,5 metre arası değişmektedir. Ağırlığı ise yaklaşık 150 tondur. Bu balinaların uzunluğu 8-10 katlı bir binanın uzunluğuna ve ağırlığı da 112 tane yetişkin erkek zürafanın ağırlığına denk gelmektedir. Son zamanlarda balina avcıları tarafından avlanan en yaşlı balina yaklaşık 25  metre uzunluğundadır. Dişi mavi balinalar genellikle erkek mavi balinalardan daha ağırdır. En ağır mavi balina dişi ve yaklaşık 176,792 kg ağırlığındadır.

Mavi balinaların başı oldukça geniştir,tüm oyuncularıyla profesyonel bir futbol takımı rahatça balinanın diline sığabilir ki bu yaklaşık 50 kişi demektir. Kalbi yaklaşık bir araba boyutunda ve atardamarları rahatça tırmanabileceğiniz genişliktedir. Yeni doğmuş bir mavi balina 7,6 metre uzunluğunda ve ağırlığı bir filden daha fazladır. Çok hızlı gelişlim gösteren bebek balinalar ilk 7 ayda kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilecek hale gelirler. Bir bebek balina her gün neredeyse 379 litre anne sütü içer. Yetişkin bir mavi balina ise her gün 4 ton karides tüketir.

Hala birçok insan dünyanın en büyük hayvanın dinozor olduğunu sanmaktadır. Ancak en uzun dinozor 81,647 kg dır.Bu miktar yetişkin bir mavi balinanın  yarı ağırlığından çok az fazladır. Bu da şu kanıyı oluşturmaktadır: dünyanın en büyük hayvanı bir deniz yaratığı olmalıdır çünkü kara hayvanları kendi ağırlıklarını dengelemek zorundadır, deniz hayvanları ise sudan yardım aldıklarından dolayı çok fazla ağırlığı bile taşıyabilme kapasitesine sahiptir.

Bundan önceki dönemlerde dünyada 200,000‘e yakın mavi balina bulunduğuna inanılıyor. Oysa günümüzde yalnızca 10,000 adet mavi balina bulunuyor. Ve bu mavi balinalar 1960’ tan beri nesli tükenmekte olan hayvanlar listesinde ve balina nüfusunu kurtarmanın mümkün olamayacağı bildiriliyor.

 

Bitler

Bit (Phthiraptera), Eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin, böcekler (Insecta) sınıfının bir takımı. Bitlerde metamorfoz (biçim ve yapı değişmeleri) bulunmaz. Yumurtadan (sirke) çıkan yavrular (yavşak), ergine benzerler. Kanatları yoktur. Kuşlarda yaşayanlara ısıran bitler denir. Her kuş türüne musallat olan bir iki bit türü vardır. Memelilerde asalak olarak yaşayanlar; insanlar, maymunlar, toynaklı memeliler (at, koyun, sığır vs.), kemiriciler (tavşanlar, fareler vs.), etçil memelilerden bazıları (köpek, kurt, morslar) üzerinde barınırlar. İnsanlar üzerinde yaşayan bitler üç türlüdür:

Fahrenholzia pinnata.JPGBitler kopan deri parçaları, deriden salgılanan yağ ve bazen kan ile beslenirler. Bitin yumurtası sirke adını alır ve bitin tükrüğünden salgılanan yapışkan bir madde ile saça yapışır. Özel ilaçlı şampuanlar ve ince taraklar olmadan saçtan kopartılamaz. Bitler ortalama bir hafta yaşarlar.

Baş biti (Pediculus humanus capitis)
2–3 mm boyunda olup, insanların başında yaşar. Dişisi halk arasında sirke denilen yumurtalarını özellikle ense ve kulak arkası saç kıllarının diplerine kitin kılıfı ile tek tek yapıştırır. Yavrular 2-3 haftada ergin hale gelirler. Fazla yaygın bir türdür. Çocuklara okullardan bulaşabilir.
Kıl biti (Phthirius pubis)
Baş hariç, vücudun sakal, göğüs gibi diğer kıllı yerlerinde barınır. Gri ve beyaz tonlarında renge sahiplerdir. Yumurtalarını kıl diplerine bırakırlar. Yumurtalar toplu iğne ucu kadar ve siyah renktedirler. Ergin bitler ise kıl diplerine gömülüdür. Fazla kaşınmaya sebep olur. 1 ilâ 1,5 mm uzunluktadır.
Elbise biti (Pediculus vestimenti)
Vücudun tüysüz veya az tüylü yerlerinde yaşadığından vücut biti de denir. 3–4 mm boyundadır. Yumurtalarını çamaşırların kıvrımlı yerlerine yapıştırır. Tifüs hastalığını yaydığından çok tehlikeli bir asalaktır. Tifüs mikrobu bitin barsağında çoğalıp dışkısı ile insana bulaşır.

Bitki özünü emen yaprak bitleri hayvansal bitlerden ayrıdır.

Ağaç kabukları, taş ve kitaplar arasında yaşayan kitap bitleri (Psocoptera) de ayrı bir grup olup ağız yapıları çiğneyici tiptedir. Bunlar kitap yaprağı, yosun, mantar ve polen (çiçek tozu) ile beslenir. Kanatlı ve kanatsız olanları vardır.

Mantis karidesi

Mantis Karidesi veya diğer adıyla Peygamberdevesi Karidesi bir karides çeşidi.

Genelde 10 cm boyutlarında olup, 38 cm’ye kadar büyüdükleri gözlemlenmiştir. Bugüne kadar keşfedilmiş en uzun Peygamberdevesi Karidesinin boyutu 46.1 cm’dir. Bugüne kadar keşfedilmiş 450 kadar çeşidi bulunmaktadır. Gözlerinin görüş açısı ve reseptörleri, diğer canlılara oranla çok daha fazla gelişmiştir. Ön taraflarında bulunan iki adet kolu ile avlarını etkisiz hale getirmektedir. Kolları çok güçlüdür. Boyutuna oranla kollarının gücü, kendisini dünyanın en güçlü canlısı yapmaktadır. Laboratuvar veya akvaryumlarda muhafaza edildiğinde cam yapılar kullanılamamaktadır. Ön kollarıyla uyguladığı fiziksel darbe çok güçlü olduğundan, camdan yapıları çok rahatlıkla kırabilmektedir. Genelde plastikle kaplı ortamlarda muhafaza edilmektedirler. Pek çok yörenin yemek kültüründe de yerini almaktadır. Özellikle Japon mutfağında, sushi ile birlikte çokça tercih edilmektedir.

bu mahlukatı bilim adamları ilk keşfettiğinde, okyanusun dibinde ahtapot vb. hayvanları tokatlamakta imiş. şöyle buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=vbsutdwiaws

bu hayvancığın boyutları 5 ila 25 cm. arasında değişmekte olup, keşfedilen 3 özelliğinden ilki, boyutlarına oranla çok güçlü bir yumruğa sahip olması. nasıl yani derseniz, eğer bu kuvvet insanlarda olsaydı, yumruk atarak 2 katlı bir evin yıkılmasına sebep olabilirdi insanoğlu.

bilim adamları bilimsel adını odontodactylus scyllarus olarak koymuşlar. ancak ilerleyen yıllarda görülmüş ki, olması gereken adı okyanusun çılgın çocuğu sedat imiş.

biraz daha bilgi için: https://tr.wikipedia.org/…/odontodactylus_scyllarus

mantis karidesleri, en kalın cam akvaryumlarda bile muhafaza edilemiyor. çünkü bu küçücük hayvancık vura vura camları kırıyor. muhafazası için esnek plastik akvaryumlar kullanılıyor.

ilk keşfedilen özelliği gücüydü. ilerleyen zamanlarda yapılan testlerde ise, hemen hemen %0 hata ile düşmanına saldırdığı tespit ediliyor. test ve araştırmalar devam ederken mantis karideslerinin ne kadar agresif olursa olsun, bazı düşmanlara hiç saldırmadığı, hatta görmezden geldiği görülüyor. araştırmayı yapan bilim adamları, konuyu “kaldıramayacağın taşın altına girmeyeceksin!” şeklinde yorumlayıp konuyu kapatıyorlar.

daha sonra bu uzaylıyı tekrar incelemeye alan bir üniversitenin görevlileri (burda yanlış kaynak vermek istemiyorum, nat geo belgeselinde izlemiştim ve belgeseli bulamıyorum ancak aklımda kalan singapur üniversitesi olduğuydu, türkçe kaynaklarda sadece http://www.ntv.com.tr/…bilir,ssm_zqhg-06zfo_m5trjnq şurda geçiyor ama araştırma konusu farklı.) mantis karidesinin dünyayı bizim gördüğümüzden çok çok farklı gördüğünü, mor ötesi, kızıl ötesi ve ultraviyole ışınları görebildiğini, hatta şöyle söyliyim, ” korkunun bile ” rengini görebildiğini öğreniyorlar. ve bu karidesin her düşmana saldırmama sebebi ise, gördüğü renk skalasında düşmanını yıpratacak zayıf bir noktası olmadığını farketmesi olarak kayıtlara geçiyor.

insan gözünün algılayabildiği renk konusuna fazla girmeyeceğim, verdiğim kaynaklarda yeterince var. kısaca değinmek gerekirse, insanların algıladığı renkler rgb (kırmızı, yeşil ve mavi) skalasındadır. dünyadaki tüm renkler bu 3 ana rengin kombinasyonlarıdır. ancak mantis karideslerinin görebildiği renkler için sansasyonel bir örnek vermek gerekirse, bu uzaylı asabi arkadaş, “bir tavşan osurduğunda çıkan rengi” dahi görebiliyor. bilim adamlarını da heyecanlandıran göz yapısı bu.

mantis karidesinin görüşünü sağlayan bir kamera oluşturulması durumunda, kanserin rengini görebilme ihtimalimiz var. bu ne demek? radyoaktif görüntüleme sistemleri yerine oldukça çevreci bir bakışla iç hastalıkların tespit edilmesi konusunda bir devrim demek.

mantis karidesi, 5 santimlik boyu ile yaklaşık 80 kg’lik vuruş gücüyle, insan gözünün görmediği trilyonlarca rengi tanıyabilmesi ile, bir umut ışığı. yakın tarihlerde araştırmalar sonuç verir mi bilmiyorum, ancak dünyada olup biten her hastalığın çaresinin doğada bir yerlerde gizli olduğuna inancımızı gittikçe arttırıyor, varlığıyla.

Kral kobra

Kral kobra (Ophiophagus hannah, Naja bungarus olarak da bilinir), dünyanın en uzun zehirli yılanı.Uzunluğu 6.7 metreye ve ağırlığı da 9 kilograma kadar çıkabilir. Bu tür Güneydoğu Asya’dan Hindistan’a kadar çok geniş bir yaşam alanına sahiptir. Kral kobranın cins ismi olan Ophiophagus “yılan yiyici” anlamına gelir. Bu yılanların diyetinde öncelikle, aralarında pitonların ve hatta kendi türünün daha küçük üyelerinin de bulunduğu, diğer yılanlar yer alır. Kral kobralar Hinduizmde yok oluşun ve yeniden oluşumun tanrısı Shiva’nın habercisi olarak görülür.

Kral kobranın zehiri nörotoksiktir (sinir zehiri) ve tek bir ısırıkta bulunan miktarı ile 20 insanı öldürebilecek güçtedir. Öldürücülük oranı %75’e kadar çıkabilir ancak ısırıkların büyük çoğunluğu öldürücü olmayan dozda zehir içerir.

Kral kobralar Elapidae ailesine aittir ve mercan yılanı (Micrurus), dikenli yılan (Acanthophis) ve kara mamba (Dendroaspis polylepis) ile birlikte elapidae ailesinin en iyi bilinen dört türünü oluşturur.

Özellikleri

Kral kobra iri ve güçlü bir yılandır, ortalama olarak 3.6 ile 4 m arası uzunluğa ve yaklaşık 6 kg ağırlığa ulaşır. Erkek kobralar dişilerine göre daha büyük ve daha kalındır. Güney Tayland’ın Nakhon Sritamart Dağlarında fotoğraflanmış kobra 5.6 m ile vahşi yaşamda bu alanda ki rekorun sahibidir. 5,6 m den daha uzun olan yılan Londra Hayvanat Bahçesinde yaşamıştır. II. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine uyutulan bu yılanın boyu 5.7 m olarak ölçülmüştür.[6] Yine de türün tehdit altında olması sebebiyle kral kobraların bu uzunluklara ulaşması çok güçtür.[7]

Derisi zeytin yeşili, güneş yanığı veya siyahtır, soluk yeşil renkli şeritler vücut boyunca uzanır. Karnın alt kısmı krem veya soluk sarı renktedir ve pulları düzgündür. Endonezya’da bulunan türler daha siyah veya koyu kahverengidir ayrıca daha incedir.[8]. Çin’de bulunanlar çoğunlukla şeritlidir ve vücutları daha hantaldır.[8] Yetişkin yılanın başı oldukça büyük ve ağır görünebilir buna rağmen bütün diğer yılanlar gibi onlar çenelerini genişleterek avlarını yutabilirler. Kral kobra proteroglyph bir diş yapsına sahiptir, ağzın ön tarafında zehir kanallarının bulunduğu iki küçük zehir dişi vardır. Türün yaşam süresi yaklaşık olarak yirmi yıldır ve her sene yaklaşık otuz santimetre kadar büyüyebilir.[1][3]

Avlanma biçimi

Kral kobranın kafa yapısı
Kral kobranın kafa yapısı
Diğer yılanlarda olduğu gibi kral kobraların da havadaki kimyasal bilgiyi (koku) alan ve onu ağzın üst bölümünde bulunan Jacobson organına ileten çatallı dilleri vardır.[9] Yılan potansiyel bir yemeğin kokusunu hissettiğinde, avının yönünü belirleyebilmek için dilini hızlıca hareket ettirmeye devam eder. Yılan ayrıca keskin görme yeteneğine (kral kobralar neredeyse 100 m uzaklıktaki hareket eden bir avın yerini algılayabilir), titreşimi algılamadaki zekasına [10] ve hassasiyetine güvenir.[11] Zehirin enjekte edilmesinden sonra kral kobra avını yutmaya başlar, bu durumda zehirin etkisiyle avın sindirimi de başlamıştır.[9] Kral kobralarda sabit çene kemikleri yoktur. Bunun yerine çene kemikleri aşırı dercede esnek bağlar ile birbirlerine bağlıdır, böylece alt çene kemiklerinin birbirinden bağımsız bir şekilde hareket edebilmesine olanak sağlanır.[9] Bütün yılanlarda olduğu gibi kral kobralarda avını bütün olarak yutar. Çenesinin genişlemesi sayesinde kobra kafasından daha büyük avları kolayca yutabilir.[9]

Diyet

Kral kobranın diyetinin büyük çoğunluğunu diğer yılanlar oluşturur. Diyet, piton gibi zehirli olmayan yılanları ve kraitler ve Hint kobralarınında dahil olduğu zehirli yılanları kapsar.[12][13] Yiyeceğin seyrek olduğu zamanlarda kral kobralar, kertenkeleler, kuşlar ve kemirgenler gibi küçük omurgalılarla beslenebilir.[12][13] Metabolizmalarının yavaşlığından dolayı kral kobralar büyük bir yemekten sonra aylarca avlanmadan yaşayabilir.[9][12]

Savunma

Yetişkin bir erkek kral kobra
Yetişkin bir erkek kral kobra
 Eğer bir kral kobra firavunfaresi gibi nörotoksine karşı direnç gösterebilen doğal yırtıcılardan biri ile karşılaşırsa genellikle kaçmayı dener.[14] Eğer işe yaramaz ise kaburgalarını genişletip vücudunun üst kısmını düzleştirerek kendine özgü şeklini alır ve yüksek perdede tıslama sesi çıkarır, bazen ağzı kapalıyken saldırma numarası yapar. Bu gayretler genellikle işe yarar, özellikle kral kobranın diğer avlara oranla çok daha tehlikeli olduğu anlaşıldığında.

Deri değişimi

Bütün yılanlar gibi kral kobraların da derileri değişir. Deri değişimi yetişkinler için yılda altı kere yavrular için de ayda bir kere tekrarlanır. Derinin soyulmaya başlaması için kral kobralar pürüzlü yüzeylerde sürünerek değişim sürecini hızlandırırlar ayrıca eski kaşıntılı derini ayrılabilmesi için bol miktarda su içerler. Deri dökümü yılanın göz çevresini de kapsar bu durumda kral kobralar yaklaşık on gün yarı kör bir halde bulunur. Bu deri dökümüne rağmen yılanın pul sayısı ve onların düzeni bütün yaşam boyunca hep aynı kalır.

Zehir

Kral kobra zehirinin büyük bölümü proteinlerden ve polipeptitlerden oluşur. Zehir hayvanın gözlerinin hemen arkasında bulunan tükürük bezlerinde (diğer zehirli sürüngenlerde de olduğu gibi) oluşturulur. Yılan avını ısırdığında 8–10 mm olan dişleri ile yaradan içeri zehir enjekte eder. Kral kobranın zehiri Hint kobrası gibi bazı diğer zehirli yılanlara göre daha az toksiktir, buna rağmen büyüklüğü sayesinde diğerler yılanların büyük bölümüne oranla daha fazla zehir enjekte edebilir. Bir kral kobranın sebep olduğu ısırık büyük bir asya filini eğer gövdesinden ısırılmış ise üç saat içinde öldürebilir.

Kral kobranın zehiri öncelikli olarak nörotoksiktir, böylelikle kurbanın merkezi sinir sistemine saldırır ve çabucak şiddetli bir acıya, bulanık görüş, vertigo, uyku hali ve felce sebep olur.[15] İlerleyen dakikalarda, kardiyovasküler çöküş meydana gelir ve kurban komaya girer. Sonrasında solunum yetmezliği ile birlikte ölüm meydana gelir. Özellikle kral kobra ısırıklarına müdehale edebilebilmesi için yapılmış iki çeşit panzehir vardır. Bunlardan birini Tayland Kızılhaç’ı bir diğerini Hindistan Merkezi Araştırma Enstitüsü imal eder, ancak her iki panzehir de düşük sayılarda üretildiği için geniş ölçüde yeterli değildir.

Korkunç şöhretlerine ve ölümcül ısırıklarına rağmen kral kobralar çekingen ve kapalı hayvanlardır, insanlarla karşılaşmaktan mümkün olabildiğince kaçınırlar. Bu tür içinde Naja kaouthia, Russell engereği (Daboia russelii), pama (Bungarus fasciatus) gibi kral kobradan çok daha ölümcül ısırıklara sebep olan yılanlar bulunur.

Myanmar’da kral kobralar sıklıkla kadın yılan oynatıcıları tarfından kullanılır. Oynatıcılar genellikle içinde yılan zehrinin de bulunduğu mürekkeple üç piktogramlı dövme yaptırırlar (bu batıl inanca göre dövme oynatıcıyı yılana karşı korur). Gösterinin sonunda oynatıcı yılanı başının üstünden öper.

Üreme

Kral kobra yaklaşık olarak dört yaşına geldiğinde üremeye başlar.[3] Çiftleşme mevsimi Ocak ayıdır. Erkek kral kobralar, birbirleriyle güreşerek dik bir şekilde durmaya çalışırlar.[16]Diğerinin başını yerde tutmayı başaran yılan bu törensel savaşın galibi olur. Bu mücadelenin maksadı çiftleşme ve bölgesel hakların egemenliğine sahip olmaktır. Kral kobralar her yıl çiftleşir. Erkek yılan vücudunu dişinin üzerinde kaydırıp onu cinsel birleşme için ayartır. Dişi yılan spermleri depolayabilir, bu durumda iki üç sene boyunca yeniden çiftleşmesi gerekmez.

Yumurtlamadan önce dişi, dalları, dökülmüş yaprakları ve benzer bitkileri bir araya getirerek yumurtaları için bir yuva inşa eder. Kral kobra bilindiği kadarıyla yuva yapan tek yılandır. Sonuçta yuva basit bir küme veya alt bölümünde dişi ve elli yumurtanın yer aldığı ve üst bölümde yığının yer aldığı ayrıntılı iki sıralı bir yapıdan oluşabilir.[9] Dişi kuluçka dönemi boyunca 60, 80 gün kadar yuva üzerinde kalır, erkek de yavrular ortaya çıkıncaya kadar yuva etrafında kalmaya devam eder. Yeni doğmuş yavrular 45, 50 cm uzunluğundadır ve siyah, beyaz şeritlere sahip olur.[9][12]. Yavruların zehirleri erişkin bir kobranınki kadar güçlüdür.

Taipan

Taipan, elapidae ailesinden büyük, hızlı ve oldukça zehirli bir Avustralya yılanıdır. Cins adı Oxyuranus Yunancadaki oxys (sivri) ve oura (kuyruk) kelimelerinin birleşiminden oluşur.[1] Bir türü O. microlepidotus en ölümcülü olmamasına rağmen dünyada karada yaşayan yılanlar arasında en güçlü zehire sahip olanıdır.[2][3] Taipan ismi Donald Thompson[4] tarafından Queensland,Avustralya’daki Cape York Yarımadasında yaşayan Aborjin halkının kullandığı kelimeden sonra verildi.

Fierce Snake-Oxyuranus microlepidotus.jpg
Fierce Snake-Oxyuranus microlepidotus

Taipanın bilinen üç türü vardır: kuzey Avustralya ve batı kıyı bölgelerinde bulunan kıyı taipanı (Oxyuranus scutellatus), daha az yaygın olan ve Alice Springs ve Uluru bölgesi dışındaki merkez bölgelerde bulunan inland taipan (Oxyuranus microlepidotus)[6] ve yakın zamanda keşfedilen üçüncü tür Oxyuranus temporalis.[7] Kıyı taipanının iki alt türü mevcuttur: Oxyuranus scutellatus scutellatusve Papua Yeni Gine’nin güney kıyılarında bulunan Papua taipanı (Oxyuranus scutellatus canni). Taipanın diyetinde genellikle fareler bandicootlar gibi küçük memeliler yer alır.

Özellikleri

Taipanlar 2 m ile 3.6 m arasında bir uzunluğa ulaşabilirler. Kıyı taipanı solgun koyu kahve rengi ve sönük krem rengi dir, yavruların rengi daha açık olur. Papua taipanı siyah veya morumsu gridir ve sırtında bakır renkli bir çizgi bulunur.

Morfolojik, ekolojik ve davranışsal olarak pek çok açıdan Afrika’nın kara mambası (Dendroaspis polylepis) ile benzer özellikler gösterir.

Taipanlar genellikle saldırgan değildir, düşmanla olası bir karşılaşma sonrasında tahrik edilmedikleri sürece kaçmayı tercih ederler. Yılan herhangi bir tehdit hissettiğinde ön tarafını kaldırıp vücudunu “s şekline” sokar ve kuyruğunu titretmeye başlar.

Taipanlar oldukça gelişmiş koku ve görme yeteneğine sahiptir. Avına çok hızlı bir şekilde saldırıp ısırarak zehir enjekte eder, zehir etkisini gösterdiği anda avını yutmaya başlar.

Zehir

Taipanların zehirleri bütün yılanlar içinde en etkili olanlardan biridir. Inland taipanın zehri ise en etkili olanıdır.

Taipanın zehri kas zayıflamasına ve felce sebep olan güçlü presinaptik nörotoksin içerir. Zehrin içeriğinde ayrıca pıhtılaşmayı engelleyerek kan kaybına sebep olan prokoagülan ve kas hücrelerinde yıkıma (rhabdomyolysis) sebep olan miyotoksin bulunur.

Taipan ısırıklarının %90’ı önemli zehirlenmelerle sonuçlanır ve acil panzehir tedavisi gerektirir.

Elapidae

Elapidae ya da elapidler zehirli bir yılan ailesidir. Hint Okyanusu ve Pasifik de dahil olmak üzere dünyanın tropik ve tropik altı bölgelerinde bulunur. Elapid Yunanca deniz balığı anlamına gelen éllops sözcüğünden türetilmiştir.[1] Zehir enjekte etmeye yarayan bir dizi boş, sabit zehir dişi ve 18 cm’den (Drysdalia) 6 m’ye (Ophiophagus) kadar değişen uzunlukları ile tanınır. Şimdiye kadar tanımlanmış 61 cinsi ve 325 türü bulunmaktadır.

Dağılımı

Mısır kobrası, Naja haje
Mısır kobrası, Naja haje

Bu yılanlar karada, Avrupa dışında tropik ve tropik altı bölgelerde bulunur. Deniz yılanları çoğunlukla Hint Okyanusu’nda ve Pasifik Okyanusu’nnun güneybatısında bulunur. Ancak Pelamis platura türü Pasifik boyunca Orta ve Güney Amerika’da da bulunabilir.

Zehir

Bütün elapidler zehirlidir ve çoğu potansiyel olarak ölümcüldür. Zehir büyük oranda nörotoksiktir ve proteolitik olan engerek zehirine oranla daha tehlikelidir. Dünyanın en tehlikeli yılanı olarak kabul edilen kara mamba (Dendroaspis polylepis) ve dünyanın en zehirli kara yılanı olan Taipan (Oxyuranus microlepidotus) bu gruba dahildir. Bir deniz yılanı Hydrophis belcheri dünyanın en güçlü zehirine sahip yılandır.