Cünüpken oruç tutulur mu?

Cünüp olan kişi oruç tutabilir mi? bir kişi cünüp oldugunu bildigi halde gusül abdesti almadan oruç tutabilir mi?
Ramazan ayında gece rüyasında cünüp olan kişi, kalktıgında cünüp oldugu fark etmese, o gün bittikten sonra gece sahur vaktinde çamasırında meni görerek cünüp oldugunu fark ederse ne yapmalıdır? cünüpken tamamladıgında günün orucu kabul olurmu?

ayrıca cünüp oldugunu öğrendikten sonrada gusül abdesti almadan yatıp, uyandıgı zaman abdets alsa orucu olur mu?

Cünüp iken oruca niyet etmek ve oruca başlamak caizdir.Ancak sabah namazını ve diğer vakit namazlarını geçirecek kadar cünüp kalmak çok büyük günahtır.

Gusül abdestinin veya namaz abdestinin olmaması oruca mani değildir.Rüyada cünüp olduğunu hatırlamayan kişide aynıdır.Onun orucuda tamamlanmış olur.Zira orucun şartları arasında cünüplükten gusül yoktur.Ancak bu şekilde cünüp olduğunu bile bile oruç tutmak doğru olmaz.

Kişi cünüp olarak sabahladığı vakit oruç başlamış olsa bile gusül abdesti alabilir.Oruçlu iken banyo yapmanın sakıncası yoktur.Ancak gusülde ağız ve buruna su verilirken boğaza ve genize su kaçırmamaya dikkat etmeli,ağız ve burna su verirken aşırıya kaçmamalıdır.aksi halde su kaçırmak orucu bozar.

Reklamlar

Nafile namazlar

Nafile (tatavvu) namazlar, herhangi bir yükümlülüğü olmadan, içten gelerek kılınan namazlardır. Beş vakit namaza bağlı olan sünnetler, ramazan geceleri kılınan teravih namazları, kuşluk namazları, gece namazları başlıca nafile namazlardır.

İslam dinine göre bu namazlarda büyük sevap ve haseneler bulunmaktadır. Önemli sayılan diğer nafile namazları şunlardır:

Abdest şükür namazı

Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Çünkü abdest almak Allah’a yaklaştırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır. Muhammed şöyle demiştir:

“Her kim şu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir şey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları af olunur.” (Buhari, Vudû, 14)

Tahiyyetü’l mescid namazı

Tahiyyetü’l-mescid, mescidin selâmlanması, saygı gösterilmesi demek ise de esasında mescidlerin sahibi olan Allah’a saygı ve tâzim anlamını içermektedir. Bu bakımdan Muhammed “Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rek‘at namaz kılsın” demiştir (Müslim, “Salâtü’lmüsâfirîn”, 11). Şâfiî mezhebine göre mescide ne zaman girilirse girilsin bu namazın kılınması müstehaptır. Hanefîler’e ve Mâlikîler’e göre ise kerâhet vakitlerinde mescide giren kimsenin bu namazı kılması mekruhtur. Kişi bunun yerine tesbih ve tehlîlde bulunarak ve salavat getirerek mescidi selâmlamış olur. Normal vakitlerde mescide girdiği halde tahiyyetü’l-mescid kılamayan kimsenin, bunun yerine dört defa “Sübhânellahi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber” demesi menduptur. Cuma vakti hatip hutbedeyken mescide giren kimse Hanefî ve Mâlikîler’e göre tahiyyetü’l-mescid kılamaz. Şâfiîler’e ve Hanbelîler’e göre ise uzatmamak ve iki rek‘atı geçmemek şartıyla bu durumda tahiyyetü’l-mescid kılınır. Mescide günde birden fazla girilmesi halinde bir kere tahiyyetü’l-mescid kılmak yeterlidir. Mescide girildikten sonra tahiyyetü’l-mescid kılmadan oturulursa, Hanefî ve Mâlikîler’e göre bu namaz, yine de kılınabilir; ancak oturmadan önce kılmak daha faziletlidir. Şâfiîler’e göre ise eğer kişi kasten oturmuşsa bu namaz sâkıt olur. Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farz kılmak ve imama uymak niyetiyle girmek ve oturmadan o namaza başlamak da tahiyyetü’lmescid yerine geçer.

Evvâbîn namazı

Evvâbîn namazı, akşam namazını müteâkiben kılınan iki ilâ altı rek’atlık bir nafile namazdır. İnanışa göre bu namazda yüz hasene, yani ilâhi ihsan vardır. Allah, bunun yetmiş beşini ahirette, kalanını bu dünyada verir. Bu namazı kılanlar mahşer sıkıntısı çekmezler.

Duhâ namazı

Duhâ namazı, kuşluk zamanında güneş doğduktan 45 dakika sonra ve öğleye kala kılınan altı rekatlık bir nafile namazdır. İnanışa göre bu namazda da yüz hasene vardır. Allah bu 100 hasenenin 25’ini ahirette, 75’ini ise dünyada verir.

Teheccüd namazı

Teheccüd namazı, altı rek’atlık bir nafile namazdır. Bu namaz teheccüd vaktinde kılınır. Teheccüd vakti, gece yarısından imsak vaktine kadar devam eder. İnanışa göre bu namazın sevabı sınırsızdır. İslam dininin peygamberi Muhammed bu namazı hep kılmıştır.

Tesbih namazı

Tesbih Namazı, dört rek’atlık bir nafile namazdır. Özellikle Kadir Gecesi’nde kılınmaktadır. Namaz dört rek’at olmasına rağmen uzun süre kılınır.

Zina Yapmanın cezası nedir?

zinanın cezası nedir?Zina yapmanın şeriatteki cezası nedir?Nikahsız ilişkinin günahı ve cezası nedir?

İslam dini zina fiiline iki türlü ceza vermektedir. Bunlardan birincisi, zina yapan erkek ve kadına yüz değnek vurmak ve hakim lüzum görürse bir yıl hapis veya sürgün etmektir. İkincisi ise, zina edenleri taşa tutmak suretiyle öldürmektir.
Zina yapan erkek ve kadın eğer bekar iseler, onlara birinci şıktaki ceza tatbik edilir. Yani kendilerine yüz değnek vurulur ve lüzum görülürse bir yıl hapis veya sürgün edilir. Bu husus u Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Zina eden kadınla zina eden erkekden her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah’ın dini (ni tatbik) hususunda, acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir zümre de bunların azabına (bu cezalarına) şahid olsun.”
(Nur suresİ, ayet: 2)
“Namuslu ve hür kadınlara (zina isnadiyle) iftira atan, sonra dört şahid getirmeyen kimseler (in her bi­rine) de seksen değnek vurun. Onların ebedi şahidliklerini kabul etmeyin. Onlar fasıkların da ken­dileridir.”
(Nur suresi, ayet: 4)
Bu son ayet de zina ile ilgili bir cezayı ifade buyurmaktadır.
Fakat bu ceza zina yapana verilen bir ceza değil, zina yapmadığı halde, “zina yaptı diye” bir kimseye iftira edene verilen cezadır. Zina suçuna eğer 4 tane şahit getirirse, zina yapan cezalanır. Eğer şahit getirilmezse, o takdirde diğer şahıs suçlu ve iftiracı olmuş olacağından ona iftira sopası atılır ki, o da 80 sopadır.
Zina edenler eğer üzerlerinden nikah geçip gerdeğe giren evli erkek ve kadın ise, bunlara tatbik edilecek ceza, taşa tutula­rak öldürülmekdir. Resül-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle emretmiş ve asr-ı saadetlerinde zina yapan nikahlı erkek ve kadına bu cezayı tatbik etmişlerdir.
Gerek yüz değnek vurma ve gerekse taşa tutularak öldü­rülme cezasının verilmesi kolayca verilebilen bir ceza değildir. Çünkü zina fiilinin isbat edilmesi çok zordur. Zina birbiriyle ni­kahlı olmayan erkek ve kadının cinsi münasebette bulun­masıdır. İslam dininde bunu isbat etmek için iki yola başvurulması emredilir:
1- Zina yapan erkek ve kadının fiili durumunu aynı za­manda dört erkeğin görmesi ve buna ittifakla şahit olmaları şarttır. Bu dört şahidin aynı zamanda namuslu ve doğru halli olmaları lazımdır. Eğer bu şahitler dört kişiden noksan iseler yahut zikredilen vasıflar kendilerinde bulunmazsa, zina isbat edilmiş olmaz ve böylece zina yapanlara ceza tatbik edilmez.
2- Ergenlik çağına erişen erkek ve kadının bizzat kendisinin zina yaptığını dört kere itiraf etmesiyle zina fiili sabit olur. Zina yaptığını itiraf eden kimseyi hakim her defasında “Yanılıyorsun, belki zina yaptığın kimse kendi helalindi” diye­rek reddeder.
Hakim zina yaptığını ikrar eden kimsenin akıllı olup ol­madığını inceler. Bütün bunlar yapıldıktan sonra, iddialar doğru çıkar, zina yapan da sözünden dönmez ve yaptığı işde is­rar ederse kendisine ceza tatbik edilir.
Dünyada görülen nizam ve intizam, her şeyin kendi hudu­dunu tecavüz etmemesinden ileri gelmektedir. İnsanlar başkasının malına, ırzına ve canına tecavüzden sakındıkça, bir­çok belalardan korunmuş olurlar. Mal ve ırz emniyeti kal­mazsa, Allah’ın azabı, o milletin başından eksik olmaz. Yel, sel ve zelzele afatının ilahi bir terbiye ve ceza olduğunda, gafiller­den başka, kimin şüphesi olabilir?

Sallallahü Aleyhi ve Sellem ne demektir?

Sallalahu aleyhi ve sellem ne demek? Sallalhü aleyhi ve sellemin anlamı nedir?

Sallallahü aleyhi vesellem Peygamber (s.a.v.)Efendimizin ismi alınınca kısaca salevat getirmek anlamında kullanılan bir kelimedir.”Allah ona salat ve selam etsin” demektir.
Peygamber Efendimizin ismi anılınca, aleyhisselam veya aleyhissalatü vesselam yahut sallallahü aleyhi ve sellem demekle de Peygamber efendimize dua edilmiş, salevat getirilmiş olur. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehaptır. (Redd-ül-muhtar)

Resul-i ekrem efendimizin ismini söyleyince, işitince, yazarken ve okurken Ona salevat getirmek hürmete ve sevap kazanmaya sebep olmaktadır.

Salevat, salat kelimesinin çoğuludur. Salat, dua demektir. Peygamber efendimiz için yapılan dualara salevat getirmek denir. Kur’an-ı kerimde, (Allah ve melekleri, Resule salat ediyor. Ey iman edenler, siz de salat edin) buyuruluyor. (Ahzab 56) Hadis-i şerifte de, (Bana bir salat getirene, Allah ve melekleri 70 salat getirir) buyuruldu. (İ. Ahmed)

Allah’ın salat etmesi rahmet, meleklerinki dua, müminlerinki ise Onun şefaatini taleptir.

Salevat kısaca, Allahümme salli ala Muhammed ve ala âli Muhammed demektir. .

Namazda Ettehiyyatüden sonra okuduğumuz Salli Barikler de salevattır. Salevat-ı şerife okumanın fazileti büyüktür.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette bana en yakın olan, en çok salevat getirendir.) [Tirmizi]

(Sabah-akşam on salevat getiren, kıyamette şefaatime kavuşur.) [Taberani]

(Cuma günleri bana 80 salevat okuyanın 80 yıllık günahı affolur.) [Şir’a]

(Günde yüz salevat okuyan, kıyamette şehidlerle beraber olur.) [Taberani]

(Günde bin salevat okuyan, Cennetteki yerini görmeden ölmez.) [İbni Şahin]

(Bana bir salevat getirene Allahü teâlâ, on rahmet ihsan eder, on günahını yok eder ve derecesini on kat yükseltir

Yatsı namazı’nın vakti ne zaman biter?

yatsı namazının vaktini öğrenmek istiyorum. gece 12den sonra diğer güne geçildiği için yatsının vaktinin dolduğunu söyleyenler var. doğrusu nedir?

Yatsı namazının vakti;Aydınlığın batmasından başlayarak tan yeri ağarmasına kadar devam eder.Zira Peygamber Efendimiz(s.a.v.)”Yatsı namazının vakti tan yerinin ağarması(imsak kesilmesi) ile sona erer”buyurmuştur.

Yatsı namazını geceden üçtebir geçinceye dek kılmak müstehaptır.Çünkü hem Peygamber (s.a.v.)Efendimiz;”Eğer ümmetime zor geleceğinden korkmasaydım, yatsı namazını geceden üçtebir geçinceye kadar geciktirecektim.”buyurmuş ve hemde yatsı namazının geç kılınması halinde,namazdan sonra oturup konuşmak önlenmiş olur.bu da iyi bir şeydir.Zira yatsı namazından sonra oturup konuşmaktan nehyedilmiştir.

Kimisi:”Yazın cemaatin azalmaması için erken kılınmalıdır”demiştir.Yatsı namazını gecenin yarısına kadar geiktirmek mübahtır.

Çünkü geciktirmenin her ne kadar cemaatı azaltmak gibi bir zararı varsa da, namazdan sonra oturup konuşmayı büsbütün önlediği için kar ile zararı birbirini karşılar.Bunun için mübah olmuştur.

Fakat gecenin yarısından sonraya bırakmak mekruhtur.Çünkü bunda kar yoktur.Sadece zarar vardır.Zira vakit çok ilerlediği için kimsenin namazdan sonra oturup konuşması söz konusu değildir.Üstelik cemaatin azalmasına da yüzdeyüz sebeb olur.

Saçlarını siyaha boyayanlar, cennet kokusu alamazlar mı?

Ramuz el-Ehadis’te geçen “Ahir zamanda bir kavim olacak ki, güvercin kursağı gibi (tüylerini) siyaha boyayacaklar. İşte bu kimseler Cennet kokusu koklayamazlar.” hadisinde neye dikkat çekilmiştir?
Saçlarını siyaha boyayanlar, cennet kokusunu alamayacaklar mı?
Bu yasak, kadın erkek bütün Müslümanlar için midir?
Ayrıca, genç veya yaşlı olmak fark eder mi?
Hadisi açıklar mısınız?

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçen hadis şöyledir:

قَوْمٌ يَخْضِبُونَ بِهٰذَا السَّوَادِ اٰخِرَ الزَّمَانِ كَحَوَاصِلِ الْحَمَامِ لَا يَر۪يحُونَ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ

“Son zamanlarda (kıyamete yakın zamanlarda) güvercinlerin gerdanı gibi sakallarını siyaha boyayanlar çıkacaktır, onlar Cennet kokusunu alamayacaklardır.” (Nesai, Zinet, 15; Ebu Davud, Tereccül, 20; Müsned, 1/273)

Havsala, güvercinin kursağı, göğsü demektir. Genellikle siyah olur.

Hadis-i şerif, ağaran saç ve sakalını siyah boya ile boyayanların, değil cennete girmek, cennetin ko­kusunu bile alamayacaklarına delâlet etmektedir. Oysa cennetin kokusu beş yüzyıllık mesafeden hissedilebilir.

Mümin olarak ölen bir Müslümanın, günahkar da olsa, gecikmeli de ol­sa cennete gireceği bir gerçektir.

Durum böyle olunca, bu hadiste maksat, saçını sakalının boyayanların asla cennete giremeyecekleri değildir.

Bundan maksat, insanların bundan sakınmaları için bir tehdittir veya sa­çı sakalı siyaha boyamayı helal görenlerle ilgilidir.

Ayrıca maksadın, bu durum­da olanların daha cennete girmeden önce cennetin kokusunu alamamala­rı olması da muhtemeldir.

Alimlerin büyük çoğunluğu saçı sakalı siyaha boyamanın mekruh ol­duğu görüşündedir. İmam Nevevî; Gazali, Begavi ve Şafiilerden daha başka âlimlerin sözleri onun tenzihen mekruh olduğuna delâlet ettiğini, ancak doğrusunun onun haram olduğunu belirtir.

Hanefilere göre, zaruret olmadan, ağaran saçları siyaha boyamak tahrimen mekruhtur.

Bu hüküm, normal hâllerle ilgilidir. Ama savaşta düşmana karşı daha heybetli görünmek gibi maslahatın bulunduğu hallerde boyamak caizdir.

Bu kısa bilgiden sonra, konunun daha iyi anlaşılması için bazı bilgiler vermeyi uygun görüyoruz:

Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam zamanında ehl-i kitap, süslenmenin Allah’a kulluğa aykırı olduğunu düşünerek saç boyamaktan kaçınmışlardır. Allah Resûlü (asm), ashabına ehl-i kitaptan bağımsız ve müstakil bir yol çizmek istediğinden saç ve sakallarını boyamalarını istemiş ve şöyle buyurmuştur

 إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لَا يَصْبُغُونَ فَخَالِفُوهُمْ

“Yahudi ve Hıristiyanlar (saç ve sakallarını) boyamaz. Onlara muhalefet ediniz (de boyatınız).” (Müslim, Libas 80)

Ancak alimlerimiz, bu hadis-i şerifte geçen emrin vücup ifade etmeyip istihbab ifade edeceğini söylemiştir. Yani bu hadis gereğince saç veya sakal boyamak vacip değil müstehap görülmüştür.

Peygamber Efendimizin saç boyamayı güzel gördüğünü anlatan bir diğer hadis-i şerif de şu şekildedir:

“Saçlarına kına yakmış bir adam gelmiştir. Peygamber Efendimiz (asm): “Bu ne güzel!” buyurup takdir etti. Daha sonra kına ve ketem (saçları siyaha boyamada kullanılan bir bitki çeşidi) ile boyanmış biri geldi. “Bu evvelkinden de güzel!”buyurdu. Sonra saçlarını sarıya boyamış biri daha gelmişti ki: “Bu öbürlerinden de güzel!” buyurdu.” (Ebû Dâvud, Tereccül 19)

Saç boyamada kullanılan boyanın rengi de önemlidir. Mesela Peygamberimiz (asm), saçları siyaha boyamayı yasaklamıştır.

Nitekim Mekke fethi günü Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe’yi getirdiler saç ve sakalları bembeyaz olmuştu. Bunu görünce Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu: “Bu saç ve sakallarınızı bir şeylerle boyayın fakat siyah renkle boyamayın.” (Nesai, Zinet, 15; Ebû Davud, Tereccül, 18; İbn Mâce, Libas 33)

Bununla birlikte saçı beyaz olan kimsenin genç olması hâlinde saçlarını siyaha boyamasında bir sakınca görülmemiştir. Yani saçları siyaha boyamanın yasaklığının ihtiyarlar için söz konusu olduğu ifade edilmiştir. Çünkü ihtiyarların beyazlaşan saçlarını siyaha boyamalarında daha genç görünmek suretiyle başkalarını aldatma söz konusudur. Ancak gençler için böyle bir durum söz konusu değildir.

Saçı siyaha boyamanın caiz olduğu bir diğer durum da düşmanla cihad halidir. Düşmana karşı dinç ve heybetli görünmek için saçları siyaha boyamada bir mahzur görülmemiştir.

Peygamber Efendimiz (asm), saçları siyaha boyamayı yasaklamasına mukabil:

إِنَّ أَحْسَنَ مَا غُيِّرَ بِهِ هَذَا الشَّيْبُ الْحِنَّاءُ وَالْكَتَمُ

“Saçın beyazlığını değiştirmek için kullandığınız şeylerin en iyisi kına ve ketem bitkisidir.” (Ebû Dâvud, tereccül 18) buyurmak suretiyle kına ve ketem kullanmayı tavsiye etmiştir.

Buna göre saçları siyaha boyamak mekruh olmakla birlikte sarı veya kızıl renge boyamak müstehap görülmüştür.

Demek ki, saçları siyaha boyamak gençler için mekruh olmadığı gibi kadınlar için de mekruh değildir.

Ancak saçları açık kadınların saç boyamalarını farklı açıdan ele almak gerekir. Çünkü kadınların saç boyamalarının caiz olması, saçlarını sadece kocalarına veya mahremlerine göstermeleri durumunda geçerlidir. Yoksa kendilerine nikah düşen erkeklere karşı başı açık duran kadınlar öncelikle dinin kesin emri olan tesettürü terk ettiklerinden günaha girmiş olurlar.

Diğer yandan saç boyama bir yönüyle kadın için bir ziynet ve süstür. Halbuki fitneye sebebiyet vermemesi için kadının dışarıda tesettüre uygun giyinmesi, dikkat çekmemesi, koku sürünmemesi ve makyajdan uzak durması esastır.

Buna göre, başı açık bir kadının saçlarını boyaması ayrı bir günah ve israftır.

Saç boyamakla ilgili bir diğer husus da abdeste ve gusle engel olup olmamasıdır. Eğer kullanılan boya maddesi saç ve kafada bir tabaka oluşturuyor ve suyun altına geçmesine engel oluyorsa, kuru yer kalmış olacağından abdest ve gusül abdesti geçerli olmaz. Ancak kınada olduğu gibi suyun deriye temasına engel olmayan bir maddeyse saç boyamak abdest ve gusle engel olmaz.

Şeytanlığı seçen bir cin, şeytan olduktan sonra tövbe edip Müslüman olabilir mi?

İblis’in tövbe etmeyeceğini biliyoruz.
Onun Zürriyeti de adaletli olsun diye şeytanı veya doğru yolu seçme özgürlüğü veriliyor. Peki şeytanlığı seçen bir cin şeytan olduktan sonra tövbe edip Müslüman olabilir mi? Yoksa o da Şeytanlığı seçtiği için asla tövbe etmeyecek midir?

Değerli kardeşimiz,

İblisin zürriyeti de iblis gibi şeytani işler çevirmekten hak yolu düşünecek-deyiş yerindeyse- başlarını kaşıyacak vakitleri yoktur.

İslami Literatürde -gördüğümüz kadarıyla- bütün şeytanlar babaları İblis’le aynı yolun yolcusu olarak gösterilmektedir. İblis özgür iradesiyle şımarıklığı, kibir ve küstahlığı ile inkârcılığı tercih ettiği gibi, onun zürriyeti de aynı şekilde davranırlar.

İslam alimleri, “Ya Rabbî!” dedi, “O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” (Hicr, 15/36) mealindeki ayetin tefsirinde bu konu üzerinde durmuşlardır.

Bu konuda yapılan birkaç yorumu aşağıda takdim etmiş bulunuyoruz. Bu yorumlar İblis için olduğu gibi zürriyeti için de geçerlidir.

a)      Şeytan Allah’ın kulu olduğunu ve Allah’ın kendisine yaptığı ihsanlarını (var edilmesi, akıl sahibi kılınması gibi iyiliklerini) zımnen itiraf etmesine rağmen, tövbe edip yaptığı yanlışlarından geri dönmemiştir. Çünkü, o daha önce Adem’e secde etmediğinden Allah’ın lanetine uğramış, rahmetinden mahrum kalmaya mahkum edilmişti. Allah’ın (hakkettiği için) kendisine küfür mührünü vurduğu kimsenin iman etmesi elbette beklenemez. (Nazmu’d-dürer, ilgili ayetin tefsiri)

b)      Allah, şeytanda uzun süre yaşama sevgisini yarattığı için, kıyamete kadar kendisine mühlet verilmesini istemiştir. Çünkü hadiste ifade edildiği gibi, “herkes -iman ve küfür konusunda- özgür iradesiyle yapacağı tercihine uygun bir yola muvaffak edilir.” Şeytandaki uzun yaşama arzusu da bu nevidendir. (İbn Aşur, ilgili yer)

Yani; şeytanın özgür iradesiyle Allah’a karşı yaptığı ve yapacağı isyanın cezasını çekmesi için kendisine (tövbe etmeyi değil) yapacaklarını yapması için uzun yaşama arzusu verilmiştir. Artık o sadece bunu düşünmektedir.

c) İbn Ömer’den yapılan rivayete göre, İblis/Şeytan Hz. Musa’ya: “Sen (adam öldürmekten ötürü) tövbe ettiğinde Allah senin tövbeni kabul etti, sonra da seni peygamber yaptı ve seninle vasıtasız konuştu. Ben de tövbe etmek istiyorum; ne olur benim için şefaatçi ol!” dedi.

Hz. Musa da onun bu isteğini Allah’a arz etti. Allah: “Şeytanın gidip Adem’in kabrine secde etmesi halinde tövbesini kabul edeceğini” söyledi.

Hz. Musa şeytana bu teklifi yaptığında, şeytan: “Dirisine secde etmediğim birinin ölüsüne mi secde edeceğim!” diyerek bu teklifi reddetti. (Suyuti, Eddürrü’l-mensur, 2/34)