Ne zaman öleceğimizi tahmin edebilir miyiz?

Bilim insanları sineklerin ne zaman öleceğini önceden kestirebiliyor. İnsanlar için de benzer bir şey söz konusu olabilir mi? Bazı araştırmacılar bunun mümkün olduğunu söylüyor.

Meyve sinekleri ile yapılan deneylerde, ölümün yaklaştığını haber veren yeni bir aşamanın varlığı keşfedildi ve insanların yaşamında da benzer bir aşamanın olabileceği tahmin ediliyor.

25 yıl öncesine kadar biyologlar hayatın iki temel aşaması olduğuna inanıyordu: Çocukluk ve yetişkinlik. Çocukluk, cinsel olgunluğa ulaşmadan önceki hızlı büyüme ve gelişme dönemini ifade eder. Bu aşamada ölüm ihtimali çok düşüktür.

Yetişkinlik dönemi ise cinsel olgunluğa ulaştığımız dönemdir. Bu dönemin başında ölüm riski azdır; hayatımızın doruk noktası, çocuk sahibi olacağımız dönemdir. Ama zaman geçtikçe bedenimiz yaşlanır ve bozulmaya başlar. Her geçen yıl, önce yavaş, sonra daha hızlı bir şekilde ölüme daha da yaklaşırız.

1990’larda araştırmacılar hayatın kabaca iki döneme ayrılamayacağını, yaşlıların geçirdiği üçüncü bir aşama olduğunu gördüler.

Ölüm platosu

Bu aşamayı diğer yetişkinlik yıllarından ayıran şey ise her yıl ölüm riskinin artması gerçeğinin bu aşamada farklılık göstermesidir. 60 yaşındaki bir insanın ölüm ihtimali 50 yaşındakine oranla daha yüksek iken, 90 yaşındaki insanın ölüm ihtimali 100 yaşındakiyle hemen hemen aynıdır.

California Üniversitesi’nden Laurence Mueller bu durumu “ölüm oranlarının düzleşmeye başlaması” ya da bir plato oluşturması olarak ifade ediyor.

Bu düzleşmenin neden meydana geldiği konusunda henüz net bilgi yok. Meslektaşı Michael Rose ile birlikte Mueller ileri yaşlarda üreme ve kadın doğurganlığı gibi başka biyolojik özelliklerde de benzer düzleşme eğilimleri olup olmadığını araştırdı.

Bunun için üç bine yakın dişi meyve sineğine başvuruldu. Sineklerin ömrü birkaç haftaydı. İlk veriler yumurtlama oranı bakımından ‘ileri yaşta’ bir düzleşmeye işaret etmiyordu. Fakat daha yakından incelendiğinde başka bir durumla karşılaştılar.

Meyve sinekleriyle yapılan deneyler oldukça bilgi içeriyor.

Sineklerin günlük yumurta sayısı ölmeden önceki iki haftada büyük düşüş gösteriyordu. Dahası, sinek kaç yaşında ölmüş olursa olsun bu durum yaşanıyordu. Yani 60 günlük bir sinek ölmeden iki hafta önce yumurta sayısı düşerken 15 günlükken ölen sineğin de yumurta sayısı aynı şekilde azalıyordu.

Ölüm spirali

Bu, hayatın herkes açısından geçerli bir özelliği, çocukluk, yetişkinlik, yaşlılıktan sonraki yeni bir aşama olarak tespit edildi ve Mueller buna “ölüm spirali” adını verdi.

Bu gelişme 2007’de oldu. O günden beri de ölüm spiraline dair yeni veriler bulmaya çalıştılar. 2012’de yapılan araştırmalar erkek sineklerin de üreme yeteneğinde ölüm öncesi benzer bir düşüş görülmüştü.

2016’da toplanan verilerin de ölüm spiralini doğruladığını söylüyor Mueller.

Yaşlarından bağımsız olarak dişi sinekler ölümünden iki hafta önce yumurtlama yeteneğinde önemli düşüş gösteriyor. Mueller ve ekibi sineğin yumurta sayısına bakarak hangi gün öleceğine dair tahminde bulunmaya çalıştı ve bu tahminler yüzde 80 oranında doğru çıktı.

Hayatımızın yeni aşamaları mı ortaya çıkıyor?

Doğurganlık ve ölüm arasında bu bağlantıyı kuran sadece Rose ve Mueller değil. Minnesota Üniversitesi’nden James Curtsinger de 2016’da meyve sinekleriyle yaptığı deneylerde benzer sonuçlara vardı.

Fakat Curtsinger bu sonuçların belirgin ve her canlı açısından geçerli olacak şekilde hayatın dördüncü aşamasına işaret ettiğini ya da insanlarda benzer bir eğilim olacağını düşünmüyor. Ayrıca “ölüm spirali” teriminin de net olmadığını, biyologların kendi terminolojisini daha yararlı bulacağını söylüyor.

‘Emeklilik’

Curtsinger “emeklilik” terimini tercih ediyor. Dişi sineklerde emeklilik döneminin kolay tespit edildiğini, yetişkin sineğin bir tane bile yumurta üretemediği gün başladığını belirtiyor.

Bu “sıfır yumurta günü”nün önemini anlamak için meyve sineklerini biraz tanımak gerekiyor. Bu sinekler 2,5 mm boyunda iken yumurtaları 0,5 mm. Sinek yaşamı boyunca 1200 yumurta üretiyor. Yani yumurtalar toplandığında yarım metreye ulaşıyor.

Yani dişi sinekler yumurtlama makinesi gibi işlev görüyor. Sineklerden biri bir gün yumurtlamayıp ertesi gün yeniden yumurtlamaya başlasa da bu durum bir sorun olduğuna dair güçlü bir belirti olarak görülüyor.

Çocuk doğurmak kadının ömrü üzerinde negatif etki yaratıyor.

Curtsinger’in araştırmasında diğerinde olmayan bir şey de şuydu: Emeklilik aşamasının sonunda ölüme yaklaşırken sineklerde de ölüm oranında düzleşme eğilimi tespit edildi. “Ölüm platosu olarak adlandırılan şey sadece yaşlılıkla ilgili değil, orta yaşta ya da genç yaşta da ortaya çıkabiliyor” diyor Curtsinger.

Genel kanı, ölüm platolarının yaşla ilgili olduğu doğrultusunda. Ama Curtsinger ölüm gibi bunun da doğurganlıkla ilgili olabileceğini söylüyor. Bu durum biyologların yaşlanma teorilerini gözden geçirmelerine neden olabilir.

Fakat Curtsinger doğurganlık ile ölüm arasında neden böyle güçlü bir bağ olduğu sorusunun cevabını bilmediklerini söylüyor.

Üremenin bedeli

California Üniversitesi’nden James Carey, bu durumun, üremenin özellikle anneler açısından fazlasıyla bedel ödenmesi gereken bir şey olduğu fikrini yansıttığını düşünüyor.

On yıl kadar önce Carey ve ekibi, farelerin üreme sistemleri ile oynanarak yaşam sürelerinin değiştirileceğini gösterdi. Yaşlı dişi farelerin yumurtalıklarını çıkararak genç farelerin organlarını taktığında bu farelerin beklenenden daha uzun süre yaşadığı görüldü.

Üreme ömrün uzunluğunu etkiliyor.

“Yeni yumurtalık takılan farelerin kalbi takılmayanlara göre daha sağlıklı ve daha az sorunluydu” diyor Carey.

Curtsinger insanların ölüm öncesi “emeklilik” aşamasını yaşadığı konusunda ikna olmasa da Mueller doğal yollardan ölmesi beklenen insanların ölüm spiralini tecrübe ettiğine dair veriler olduğunu söylüyor.

Örneğin Danimarka’da bir huzurevinde 90’lı yaşlarındaki gönüllüler üzerinde güç, koordinasyon ve zekâ testleri yapılmış, birkaç yıl sonra huzurevi ile irtibata geçilerek hangilerinin öldüğü, hangilerinin hala hayatta olduğu sorulmuştu.

“Ölenler genellikle testlerde başarı kaydedemeyenlerdi. Ölüme yaklaşıldığında fiziksel becerilerde bir azalma oluyor” diyor Mueller.

Mueller daha çok ölüme yaklaşıldığında birkaç hafta boyunca yaşanan ölüm spiralinin süresini kısaltacak stratejiler belirlenmesi, böylece kişileri ölüm anına kadar sağlıklı kılma konusuyla ilgileniyor.

Reklamlar

Göz Rengi Üzerinden Sosyal Kimlik Deneyi

ABD’de 1969’da Martin Luther King’in bir suikastle öldürülmesinden sonra, lowa eyaleti Riceville kentinde kendi öğrencilerine (3. sınıf) ırksal ayrımcılık konusunu deneyimsel olarak öğretmek ve onları ayrımcılığa karşı duyarlı bir hale getirmek isteyen ilkokul öğretmeni Jane Elliot, bir gün sınıfa gelip öğrencilerini göz renkleri üzerinden iki gruba ayırır: Mavi gözlüler ve kahverengi gözlüler.

Jane Elliott
Jane Elliot

Elliot, mavi gözlülere bazı özel ayrıcalıklar tanır: Daha fazla öğle yemeği yiyebilme, daha uzun teneffüsler, öğle yemeğine daha önce gidebilme, vb. “Çünkü” der, “mavi gözlü insanlar kahverengi gözlülerden daha iyi, daha üstün, daha akıllıdırlar. Benim de diğer zeki insanlar gibi mavi gözlerim var.” Dahası kahverengi gözlüler, daha “akıllı” olan mavi gözlülerden kolayca ayırt edilebilsinler diye daha geniş yakalar takacaklar ve sınıfın en arka sıralarında oturacaklardır. Elliot, mavi gözlülerin daha akıllı, diğerlerinin daha unutkan ve tembel oldukları yönündeki cümleleri sık sık tekrarlar.

Dakikalar içinde, mavi gözlüler kahverengi gözlülere aşağılayıcı sıfatlar takmaya, alay etmeye, onlar aptalmış gibi davranmaya başlarlar; kurallara uymadıklarını düşündüklerinde kahverengi gözlüleri cezalandırmak için çok hevesli olurlar.

Deneyin ikinci gününde, Eliot sınıfa gelip, önceki gün yanlış yapmış olduğunu, aslında kahverengi gözlülerin mavi gözlülerden daha akıllı ve üstün olduklarını söyler ve ayrıcalıkları bu sefer kahverengi gözlülere verir. Geniş yakaları da bu sefer mavi gözlüler takmak zorundadır. Yine dakikalar içinde bu sefer “üstün” olan kahverengi gözlüler mavi gözlülere aynı aşağılayıcı/ayrımcı muameleleri yapmaya başlarlar.

mavi kahverengi goz deney

Bu deneyin sonuçları genel olarak şöyle özetlenebilir:

    • Her iki durumda da “üstün” olarak etiketlenen çocuklar daha güvenli, daha buyurgan davranmaya başlamışlar ve ödevlerde/sınavlarda daha başarılı olmuşlardır.
    • Her iki durumda da “aşağıda” olarak etiketlenen çocuklar yaklaşık 15 dakika içinde özgüven erozyonuna uğramışlardır. Bu çocukların hal ve tavırlarında depresif işaretler gözlenmiştir. Kimi çocuklar “aşağıda” oldukları için ağlamışlardır. Bu genel mutsuzluk derslerine de yansımış ve “aşağıdaki” grup, derslerine odaklanamamış ve daha başarısız olmuştur.
    • “Aşağıdaki” grup üyeleri arasında saldırganlık artmıştır. Kavgalar, alay etme, vurma, kindarlık, suçlama ve çeşitli anti-sosyal davranışlar gözlenmiştir.
    • Her iki durumda da “üstün” diye nitelenen çocuklar hiyerarşik sınıflandırmayı sevmişlerdir. Sonradan “üstün” olanlar intikam peşinde koşmuşlardır.
    • Sonuç olarak, birbirleriyle arkadaş olan ve deney gününe kadar göz rengi üzerinden bir gruplaşma yaşamamış 9 yaşındaki 3. sınıf öğrencileri, otorite olarak gördükleri öğretmenlerinin yönergesi sonucu, dakikalar içinde göz rengi üzerinden saflaşabilmiş ve bu saflaşma üzerinde ciddi derecede önyargı ve ayrımcılık üretebilmiştir. Bu deney, her tür ayrımcılığın kristalleşmiş bir prototipini gösterir.
      Kaynakça: Peters, W., A Class Divided. Doubleday, Graden City, NY, 1971. Orijinal deney üzerine 20 yıl sonra yapılan belgesel için bkz. Elliot, j. “Discovering psychology”, Program 20. (PBS Video Services), Annenberg, CPB Program, Washington, DC, 1990.

Beyin transferi ile ölümsüzlük

gemma-vchan_3332296b-large_trans++pJliwavx4coWFCaEkEsb3kvxIt-lGGWCWqwLa_RXJU8.jpg

Rus medya zengini Dmitry Itskov, insan beynini robota yükleyerek sonsuza kadar yaşayabilmeyi vadeden bir projeyi finanse ediyor.

İnternet medya şirketi New Media Stars’ın sahibi Dmitry Itskov, ‘2045 Initiative’ isimli projeyle insan benliğini depolama yetisine sahip robot geliştirerek ölümsüzlüğü mümkün kılmayı amaçlıyor.

Nörologlar, robot mühendisleri ve insan bilinci araştırmacılarından oluşan proje ekibi, insan benliğinin dijital versiyonunun bir androide (insansı robot) yüklenebileceğine inandıklarını belirtiyor.

İnsan beyninin çalışması ile bilgisayarların çalışmasının benzer olduğunu ifade eden ekip, bu sayede düşüncelerin ve duyguların robotlara yüklenebileceğini düşünüyor.

Rus medya zengini Dmitry Itskov, insan beyninin robotlara transfer edilmesiyle ölümsüzlüğü bir hayal olmaktan çıkaracağına inanıyor.
Rus medya zengini Dmitry Itskov, insan beyninin robotlara transfer edilmesiyle ölümsüzlüğü bir hayal olmaktan çıkaracağına inanıyor.

 

Felçli Erik Sorto düşüncelerini algılayan sensörler aracılığıyla bir robot kolu hareket ettirebiliyor.
Felçli Erik Sorto düşüncelerini algılayan sensörler aracılığıyla bir robot kolu hareket ettirebiliyor.

HAYATA GEÇME OLASILIĞI YÜZDE 100

Serveti 1,5 milyar doları bulan 35 yaşındaki Itskov, ‘’Bilim insanları projemize zihin transferi adını verse de ben benlik transferi demeyi tercih ederim, bu projenin hayata geçme olasılığı yüzde 100’’ ifadelerini kullandı.

Projenin ilk aşamasını insan zihniyle kontrol edilebilen robotlar geliştirmek oluşturuyor.

Daha önce de Kaliforniya’da yaşayan iki kolu ve bacağı tutmayan Erik Sorto isimli bir kişi düşünceleriyle bir robot kolu kontrol etme çalışmalarıyla adından söz ettirmişti.

Proje eğer Itskov’un ön gördüğü şekilde sonuçlanırsa ölümsüzlük 30 yıl içinde gerçek olacak.

Kırmızı renk neden cezbeder?

Onbinlerce yıl önce atalarımız doğal boyalarla vücutlarını boyamaya başladığında kafalarından ne geçiyordu bilemeyiz. Fakat yaşamı ve ölümü hatırlatan kan rengini temsilen kırmızı toprak boyayı seçmelerinin belki de önemli bir nedeni vardı.

Bugün kırmızının çeşitli tonlarına güç, saldırganlık, seks gibi farklı anlamlar atfediliyor. İngiltere kraliyetinin rengi de kırmızıdır, Amsterdam’da fuhuş sektörünün yürütüldüğü bölgenin ışıkları da. Bu bir tesadüf olmasa gerek. “Renk psikolojisi” adıyla ortaya çıkan yeni bir bilim dalı, kırmızının ruh halimiz, algımız ve hareketlerimiz üzerinde derin bir etkisi olduğunu ortaya koydu. Öyle ki, kırmızı giydiğinizde fizyolojik yapınız ve hormon dengeniz bile değişip, örneğin futbol maçındaki performansınızı etkileyebilir. Peki, kırmızıyı bu kadar güçlü kılan nedir?

Uyarı belirtisi

Kırmızı algımız, evrim tarihindeki en önemli olaylardan birine denk düşüyor. Köpek gibi birçok memeli hayvan kırmızı ile yeşili ayırt edemez. Fakat insanın ilk atalarının, ormanda yaşama uyum sağlarken, parlak kırmızı meyveyi yeşil yapraklardan ayırmasını sağlayacak şekilde göz retinasında yeni bir hücre gelişti. Bu gelişen algı daha sonra sosyal ilişkilerde yeni sinyal biçimlerinin ortaya çıkmasına da neden oldu.

Kanın yüzeye yakın pompalanması sonucu deride ortaya çıkan kırmızımsı renk birçok primat açısından hakimiyet simgesidir. Örneğin mandril maymunlarının yüzleri ve popolarındaki kırmızı renk, katı grup hiyerarşisi içindeki yerlerini gösterir. Daha sağlıklı ve daha baskın olanlarda bu renk daha kırmızıdır. Bu renklere bakarak bir maymunun hiyerarşik konumu hakkında fikir sahibi olan daha alt düzeydeki başka bir maymun, kaybedeceğini bildiği bir kavgaya girmez.

2004 yılında Durham Üniversitesi’nden psikolog Russell Hill ve Robert Barton, insanların da aynı şekilde tepki verip vermediğini araştırmaya koyuldu. Mandriller kadar parlak bir kızıl renk sergilemesek de bazen öfkeden kıpkırmızı kesildiğimiz olur. O halde kırmızı giysiler saldırganlık ve hakimiyet ile ilişkilendiriliyor olabilir. Hill ve Barton bu fikri sınamanın yolunu bir türlü bulamadılar. Fakat 2004 Olimpiyatları onlara mükemmel bir fırsat sundu. Boks ve tekvando gibi dövüş sporlarında atletlere rastgele kırmızı ve mavi formalar verildi ve aynı atletin farklı renk formalar giydiğinde gösterdiği performanslar karşılaştırıldı.

Olimpiyat oyunları boyunca yapılan gözlemlerde kırmızı forma giyenlerin mavi formaya kıyasla kazanma şanslarında yüzde 5 artış sergilediği kaydedildi. “Sadece kırmızı giymek sizi hemen mükemmel bir rakip kılmıyor. Ama eşit rekabet koşullarında kazanma ile kaybetme arasındaki dengenin bozulmasına yardımcı oluyor,” diyor Hill.

Kırmızı neden etkili?

Kırmızı renk üzerine yapılan bu araştırma başka deneyleri de getirdi ve örneğin futbolda penaltı atışlarında da benzer sonuçlara varıldı. Yani kalecinin kırmızı giydiği durumlarda gol atılması ihtimali düşüyordu. Bunun üzerine renk psikolojisi kendi başına itibar sahibi bir bilim dalı olarak görülmeye başlandı.

Kırmızının bu etkisinin kesin nedeni bilinmiyor ve bu konudaki tartışmalar sürüyor. Elliot’un dikkat çektiği araştırmalar, kırmızı giyenlerin kendilerini daha baskın hissettiklerini, bunun kalp atışında ve testosteron hormonunda artışa neden olduğunu, bunun ise daha iyi performansa yol açtığını gösteriyor. Belki de kırmızı, mandril maymunlarda olduğu gibi rakibin gözünü korkutuyor. “Kırmızı gördüğünüzde korkuya kapılır ve kendinizi daha alt statüde görürsünüz, testosteron seviyeniz düşer,” diye açıklıyor Elliot. Hill ise maçlardaki durumun belki de hakemlerin tepkisine bağlı olduğunu, belki de kırmızı formalı sporcunun hakemin beğenisini kazandığını ifade ediyor.

Spor salonlarında işleyen bu süreç kumarhanelerde de geçerli olabilir. Poker oyununda, kırmızı fiş kullananların, mavi ve beyaz fişlere kıyasla daha iddialı bahislere girdiği biliniyor; belki de kırmızıyı kazanmakla ilişkilendirdikleri için.

Ayrıca kırmızı giysinin iş görüşmesinde daha iyi performans sergilenmesine yardımcı olabileceği düşünülüyor. Bazı moda uzmanları, kırmızı kravatın işyerinde otorite ve baskınlık olarak algılandığını ifade ediyor.

Kırmızının cazibesi

Fakat kırmızının etkisiyle ilgili en çok araştırma bu rengin arzu, baştan çıkarma ve günahla ilişkilendirilmesi konusunda yapıldı. Elliot ve ekibinin yaptığı deneylerin hepsinde, kırmızı giyen kadın ve erkeklerin çok daha çekici olarak değerlendirildiği görüldü. Kırmızı giyen kadın garsonlara erkek müşterilerin daha fazla bahşiş verdiği, aynı şekilde kırmızı giysili kadınlar otostop yaptığında arabaların durma şansının daha yüksek olduğu sonucuna varıldı.

Bunlara ilişkin şöyle bir açıklama yapmak mümkün: İyi kan dolaşımı sayesinde görülen daha kırmızımsı bir deri sağlık işareti sayılıyor ve kırmızı giysilerle de aynı bağlantıyı kuruyoruz.

Fakat bazı durumlarda kırmızı, istenmeyen farklı duygular da uyandırabilir. Giydiği giysiler nedeniyle baskın görünen bir erkek daha çekici bulunabilir; ama bu geri de tepebilir. Elliot’un dediği gibi, “Fazla parlak bir kırmızı, saldırganlıkla ilişkilendirilip olumsuz karşılanabilir”. Ya da sınava giren kişilere bilişsel testler kırmızı bir zarfta sunulmuşsa daha kötü bir performans sergiledikleri görülmüştür.

Renk psikolojisi?

En önemlisi, renk psikolojisi alanında elde edilen bulguların hepsi tam güven verecek kadar sağlam değil. Elliot’a göre, daha işin başındayız. Psikologların, elde ettikleri sonuçları çeşitlendirip farklı etkileri tekrar tekrar sınaması gerekiyor ki bu ilk bulguların tesadüfi olmadığı kesinleşsin. Elliot, bugün o aşamadan epey uzak olduğumuzu belirtiyor.

Renklerle ilgili araştırmaların kırmızı üzerinde yoğunlaşmasını ise şöyle açıklıyor: “Kırmızı ile ilgili algıların oluşması önemli olaylarla ve tecrübelerle ilgili. Kırmızı, olgun meyvenin, karşınızdaki öfkeli yüzün, cinsel uyarılmanın rengidir.” Bu nedenle kırmızı daima hayatta kalmayla ilişkilendirilmiştir. Belki de atalarımızın vücutlarını ilk boyadıklarında farkına vardıkları bir durumu teyit ediyoruz: Kırmızı gibisi yok.

Kuş Gözlemciliğinin İnsanlar ve Kuşlar İçin Önemi

ÖZET


Eğer eko-turizm yerel eko-sistemlerin ve insanların faydasına kullanılırsa, toplum-tabanlı koruma için iyi bir araç olabilir. Kuş gözlemciler, en büyük ekoturist grubunu oluşturmaktadır ve ortalamaya bakıldığında kuş gözlemciler iyi eğitimli, iyi gelirli ve bu işe gönülden bağlı insanlardır. Bu yüzden, kuş gözlemciler toplum-tabanlı koruma için ideal turistlerdir. Bunun için, koruma biyolojisi açısından kuş gözlemciliğin kapsamlı bir incelemeye ihtiyacı vardır. Burada ana amaçlar: (1) toplum-tabanlı koruma için turizm amaçlı kuş gözlemciliğin ekonomik potansiyelinin incelenmesi; (2) bu aktivite ile bağlantılı olan potansiyel fayda ve sorunların altının çizilmesi; ve (3) kuş gözlemciliğin koruma değerinin geliştirilmesi için öneriler sunmaktır. Kuş gözlem turizmi, yerel halkın ekonomi ve çevresel durumunun iyileştirilmesinde, biyoçeşitliliğin değeri konusunda yerel halkın eğitiminde ve başarılı koruma ve doğal alanların muhafazası için yerel ve ulusal teşvikin yaratılmasında yüksek potansiyele sahiptir. Her ne kadar bu hobinin ekonomik ve çevresel etkileri üzerinde daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç olsa da, kuş gözlemcilerin doğaya verdiği rahatsızlık azaltılmalı ve kuş gözlemciliğin yerel halka olan ekonomik katkısının arttırılması için daha fazla girişimlerde bulunulmalıdır.

Anahtar Kelimeler: kuş dağılımları, kuş gözlemcilik, toplum-tabanlı koruma, eko-turizm, kâr kaybı, korunan alanlar, sürdürülebilir kullanım

GİRİŞ


 

Uluslar arası Eko-turizm Örgütü eko-turizmi “çevrenin korunduğu doğal alanlara yapılan ve yerel halkın ekonomik düzeyini geliştiren sorumlu gezi” olarak tanımlamaktadır (Honey 1999). İdealde eko-turizm, sürdürülebilir kazanç sağlayan ve doğal alanların korunmasını teşvik eden, düşük etkili (çevresel ve sosyal), düşük yatırım gerektiren ve de yerel halkça sahiplenilen bir faaliyettir. (Boo 1990; Goodwin 1996; King & Stewart 1996; Isaacs 2000). Maalesef bu ideal duruma çoğu zaman erişilememektedir ve eko-turizmin mal ve hizmetlerin pazar tüketimiyle sürdürülebilirliği birleştirmeyi amaçlaması, en bastan bir paradoks oluşturabilir. ( Isaacs 2000) Bazı durumlarda, ekoturizm aslında alan spekülasyonu dahilinde doğal alanların geliştirilmesi için yeni finansal teşvikleri bile yaratabilir. (Yu et al. 1997) Buna ek olarak, yerel halkın eko-turizmden faydalanamaması, karın alan dışına kaçması, yaban hayatına verilen rahatsızlık, kirlenme, hatta eko-turizm faaliyetlerinin neden olduğu habitat yok olması meydana gelebilir (Honey 1999; Page&Dowling 2002) ve bu yüzden bazıları eko-turizmi çevreyi yok eden başka bir pazarlama aracı olarak görürler. (Boo 1990; Giannecchini 1993). Çevresel olduğu söylenemeyecek iş pratiklerinde önemli değişiklikler yapmayan eko-turizm kıstaslarından sadece yüzeysel olanlarına uyan durumlara ise “yüzeysel eko-turizm” (Honey 1990) denmekte, ve böyle girişimler yarardan çok zarar vermektedir. Öyle ki, hız botlarıyla dar kanyonlarda saatte 60 km ile gitme ve elde boya tabancaları ile filleri kovalama aktivitelerinin bile eko-turizm olarak adlandırıldığı görülmüştür. (Watkins 2000) Bununla beraber, gerçek eko-turizm ormancılık, madencilik, ziraat şeklindeki ekonomik kalkınma faaliyetlerine iyi bir alternatiftir, çünkü düzgün şekilde yapılan eko-turizmin ayni anda hem doğal alanları koruma hem de bu sayede yerel halkın kalkındırma potansiyeli yüksektir. (Weaver 1998).

Kuş gözlemciliği, kuşları doğal ortamlarında gözlemleme ve tanımlama faaliyetidir. Kuş gözlemcileri, eğitimli ve yüksek gelir seviyeli en büyük eko-turist grubunu oluşturduklarından dolayı, eko-turizm gelirinin en iyi kaynaklarından biridir (Ceballos-Lascurain 1996; Cordell & Herbert 2002). Kuş gözlemcilerinin hevesinden ve bu aktiviteye yatırdıkları kaynaklardan dolayı, kuş gözlemciliği hızlı bir şekilde gelişmekte, ekoturizmin çevre bilinci yüksek olan bir bölümünü oluşturmakta ve tüm dünyada tehdit altında olan bir çok doğal alan için umut kaynağı olmaktadır. (Cordell & Herbert 2002). Bu makalenin amacı nedeniyle, seyahat etmeden evi civarında kuş gözleyen kuş gözlemcileri dikkate alınmayacaktır.

Doğal alanların korunmasında yerel insanlar için finansal motivasyon sağlama potansiyeli olan kuş gözlemciliğinin düzenli gelişmesi için, koruma biyoloji açısından kuş gözlemciliğinin kapsamlı olarak incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın temel amaçları: (1) toplum-tabanlı turizm için kuş gözlemciliğinin ekonomik potansiyelinin altının çizilmesi; (2) bu hobiyle bağlantılı potansiyel faydaların ve sorunların incelenmesi; ve (3) kuş gözlemciliğin koruma değerinin yükseltilmesi için önerilerde bulunulmasıdır.

KUŞ GÖZLEMCİLİĞİNİN EKONOMİK POTANSİYELİ


 

ABD’de doğa hobileri konusunda ulusal ölçekte yapılan en son anketin tahminlerine göre (NSRE), 16 yaş üzerinde olan 69 milyon insan ya da diğer bir deyişle Amerika’nın 16 yaş üzeri nüfusunun üçte biri. anketten önceki 12 ay içinde kuş gözlemlemiş, tanımlamış ya da fotoğraflamıştır; bu sayı anketten önceki 12 ay içinde balığa gidenler ya da doğa yürüyüşü yapanlar kadar büyük bir sayıdır (Cordell & Herbert 2002). Kuş gözlemciliğini oluşturan NSRE standartları çok geniş kapsamlı olmasına rağmen, ABD kuş gözlemcilerinin %28’i, ya da yaklaşık 19.3 milyon insan, yılda 50 günden fazla kuş gözlediklerini bildirmişlerdir. 1983’ten beri, ABD’de kuş gözlemcilerinin sayısı %332 oranında artarak ülke içinde en hızlı gelişen doğa aktivitesi olmuştur (Cordell & Herbert 2002).

Genelde, kuş gözlemcileri eğitimli ve iyi gelirli insanlardır. Amerika’da bir kuş gözlemcisinin ortalama yıllık geliri 50.000 $’ın üzerindedir ve üçte biri en azından üniversite mezunudur (Cordell & Herbert 2002). Yüksek doğa bilinci taşımaları ve kuşlar için önemli miktarlarda para harcamaları, kuş gözlemcilerini ideal eko-turistler yapmaktadır. ABD’de 800.000’in üzerinde insana iş imkanı sağlayan kuş gözlemciliği ile ilgili harcamaların 1996 yılında 23 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. (ABD İç İşleri Bakanlığı, Balık ve Yaban Hayatı Servisi ve ABD Ticaret Bölümü Sayım Bürosu 1996 verileri). Sadece 1996’da, tahmini 17.7 milyon üzerinde kuş gözlemcisi, kuş gözlemek için evlerinden en az 1 mil (1.6 km) uzağa gitmişler ve kullandıkları ekipman hariç sadece gezi masrafı olarak 7.6 milyar dolar para harcamışlardır. ABD’de beş büyük kuş gözlem alanının ekonomik etkisi 2.4 milyon dolardan 40 milyon dolara kadar değişmektedir (Kerlinger & Brett 1995). Munn (1992) güneydoğu Peru’da çok turist çeken macaw papağanlarından ortalama bir bireyin, turistlerden yılda 750-4700 dolar, ömür boyu da 225.000-165.000 dolar arası bir para getirdiğini tahmin etmiştir.

Kellert’e göre (1985), 300.000 Amerikalı, kuş gözlemciliğine gönülden bağlıdır. Bu gönül vermiş grup, uluslar arası kuş gözlem turu katılımcılarının çekirdek grubunu oluşturmaktadır. 1994 yılında Amerikan Kuşçuluk Kurumunun yaptığı üye anketine göre (Amerikan Kuşçuluk Kurumu 1994), kuş gözlemciliğine gönül vermiş bu kişilerin %49’u kuş gözlemek için yurt dışına seyahat etmekte ve ve %32’si organize kuş turlarına katılmaktadır. Tüm dünyada kuş gözlem turizmi yapan en az 127 şirket bulunmaktadır (birding.com adresine bakınız, 2001). Dünyada kuş gözlem turizmi yapan en büyük 6 şirketin (yılda en az 150 kuş gözlem turu organize eden) az gelişmiş ülkelere yaptıkları ortalama bir tura, kişi başına 4000 dolardan fazlar veren 12 kuş gözlemcisinin katıldığını dikkate aldığımızda, uluslar arası kuş gözlemciliğin ekonomik etkisinin farkına daha iyi varabiliriz.

Kuş gözlemcileri sık sık turist sezonu dışındaki zamanlarda ya da hiçbir diğer turistik çekiciliği olmayan bölgeleri ziyaret ederler (Kerlinger & Brett 1995). Tipik turizm mal ve hizmetlerinin satılmasıyla ülke ekonomisine katkılarının yanında, bağımsız kuş gözlemcileri ve kuş gözlem turları, Kenya ve Güney Afrika gibi düşük gelirli ülkelerde bile, bazen günde 150 dolar gibi ücretler ödeyerek, yerel doğa rehberleri tutmaktadırlar. 1999’da, Kosta Rika turizm enstitüsü (ICT), o yıl için olan 1 milyar dolarlık turizm gelirinin %41’inin kuş gözlemciliğinden geldiğini hesaplamıştır (R. Arias de Para, kişisel ilişkiler 2001)

KUŞ GÖZLEMCİLERİNİN EKONOMİK VE EKOLOJİK ETKİLERİ


 

Diğer bir çok eko-turist gibi, kuş gözlemcileri de, genel olarak yüksek eğitimli olduklarından, yüksek ekolojik bilince sahip ve doğa koruma konularının farkındadirlar (Cordell & Herbert 2002). Örneğin, ünlü bir cevre koruma organizasyonu olan National Audubon Society’nin 600.000 üyesinin üçte ikisi kuşçu olduklarını belirtmektedirler (Dickonson & Edmonson 1996). Ortalama eko-turistle karşılaştırıldığında, kuş gözlemcileri daha bağımsız, daha ne yapacağını bilen ve bu işe gönülden bağlı kişilerdir (Page & Dowling 2002). Bir çok kuş gözlemcisinin beklentileri, yüksek düzeydeki gelirleriyle birleştiği zaman, ziyaret edilen bölgelere büyük ekonomik katkılarda bulunabilir (Kerlinger & Brett 1995).

Bu konuda çok az yapılmış araştırma olsa da, iyi eğitimleri ve yüksek beklentileri ışığında, diğer ekoturistlere nazaran, kuş gözlemciler çevresel etkilerini azaltmak için daha çok caba göstermekte, çeşitli ekosistemlerin farklılığına ve önemine saygı duymakta ve gezileri sırasında istenilen korunan alan giriş ücretlerini ödemektedirler (Hill et al. 1997). Aynı zamanda kuş gözlemciliğinin, ekoturizm olarak addedilen Masai Mara’da çitaları araçlarla kovalamak, Yeni Zelanda kanyonlarında gümbürdeyen sürat tekneleri ya da dünyanın çeşitli yerlerinde yüzey toprağını yok eden off-road araç turları gibi aktivitelerden çok daha düşük çevresel etkileri vardır (Weaver 1998; Page & Dowling 2002)

Aşağıda, ekolojik olarak hassas alanlarda kuş gözlemcilerinin olmasının yarar ve zararlarının detaylı bir analizini sunuyor ve yerel halka faydası olacak minimum etkili kuş gözlem faaliyetleri için bazı tavsiyelerde bulunuyorum (Tablo 1). Kuşçuluğun ekolojik, ekonomik ve sosyal yönleri üzerine veriler çok zor bulunduğu için, özellikle az gelişmiş ama tür çeşitliliği yüksek ülkelerdeki kuş gözlemciliği üzerine eğiliyorum (Groom et al. 1991; Munn 1992). Bu yüzden, bu makaleyi desteklemek için bulunmuş olduğum 30’dan fazla az gelişmiş ülkelerdeki kuş gözlemciliği tecrübelerimden bazı örnekler kullanacağım.

Kuş Gözlemciliğinin Faydaları

Ekonomik gelir yaratma neden iyi bir şeydir?

Kuş gözlemcilerinin kuşlar ve kuş çeşitliliğini görmek için beklentileri, bir yerin kuş çeşitliliği ve yerel gelir arasında direk bir bağlantı sağlamaktadır. Kuş gözlemciler bazen “kertikçilik” ya da “listecilik” (mümkün olduğu kadar çok tür görüp, görülen kuşların listesinin çıkarılması) yaptıkları için doğaya ekonomik gelir yaratmalarından dolayı eleştirilseler de, bu kuş gözlemcileri, nadir kuşların yaşadığı bölgelerdeki yerel halka, diğer turistlerden daha önemli bir gelir kapısı oluşturur. Bir çok nadir kuş insan varlığına karşı çok hassas olduğundan ve tehlike altında olduklarından (Birdlife International 2000), kuş gözlemciler ve rehberler nadir türlerin rahatsız edilmesini en aza indirmek için özellikle dikkatli davranmalıdırlar. Tablo 1 Kuş gözlemciliğinin etkileri ve rahatsız etmeyi en aza indirmek ve yerel katılımı arttırmak için bazı tavsiyeler

Kuş Gözlemciliğinin Olumlu Etkileri

Kuş çeşitliliği ve yerel kazanç arasında bir bağlantı • Yaban hayatını korumak için ekonomik bir teşvik • Normal turizmle karşılaştırıldığında az etki, daha çok kazanç • Özgün kuş türlerinin yerel kontrolü arttırması • Bilinen turizm bölgeleri dışına ziyaretler • Arzu edilen türler sayesinde korunmayan alanların korunması • Yerel doğal tarih bilgisinin değerlenmesi • Yerel rehberlerin eğitimi ve istihdamı • Kuşları korumak için gelir elde edilmesi • Ornitoloji bilimine yapılan katkı

Kuş Gözlemciliğinin Olumsuz Etkileri

Çok yaklaşarak ve aşırı kus sesi çalarak kuşların rahatsız edilmesi • Bazı durumlarda yuvaların aşırı taciz edilmesi • Nadir ya da tehlike altından olan türlerin rahatsız edilmesi • Ziyaret nedenli kirlenme ve habitat (yasam ortamı) yok olması • Gelirin çoğunun yerel halka kalmaması • Bölge insanının gücenmesi • Turizmle bağlantılı olarak kültürel bozulma

İdeal Kuş Gözlemcilik İçin Tavsiyeler

Etik kuşçuluğa bağlı kal ve etik kuşçulukta ısrarcı ol • Mümkün olduğunca yuvalardan ve genç bireylerden uzak dur • Tehlike altında ve nadir türlere karşı çok dikkat göster • Teyp kullanmayı ve arazide görünmeyi en aza indir • Bir kuş seni fark edince daha fazla yaklaşma • Kurulmuş olan yollara, patikalara ve yürüyüş parkurlarına bağlı kal • Gözlem ve fotoğraf için teleskop kullan • Yerel halkı kuşlar ve ekonomik faydaları konularında eğit • Yerel ve az etkili girişimleri destekle • Kuş koruma konusunda çalışma yapan sivil toplum kuruluşlarına katkıda bulun

Kuş gözlemciler neyi görmek istediklerini bildikler ve bazı türleri göreceklerine dair beklentileri olduklarından, kuş türlerini doğal ortamlarında görmek için kuşlarla ilgilenmeyen ortalama ekoturistten daha fazla parayı seve seve öderler. Kuş çeşitliliğinin çok olduğu bölgelerde yerel farkındalığın artmasının etkisi, insan nüfusunun yoğun olduğu bölgelere yakın doğal alanların korunmasında anahtar olabilir. Kuş gözlemcilere çeşitli türleri göstererek biyoçeşitlilikten direk para kazanan yerel halk, sıra dışı kuşlara ev sahipliği yapan ekosistemlerin korunmasında daha istekli olacaktır. Genellikle, sadece çamurlu orman yürüyüşü, bir şelale ya da bir kaç sıra dışı canlının sağlayacağı egzotik bir maceradan hoşlanan ekoturistler, ender kus türlerine önem veren kuşçular kadar gelir bırakmazlar.

Bir yere özgü kuş türlerinden dolayı yerel farklılıkların değerinin artması

Ekosistemler üzerinde olumsuz etkileri sınırlamak açısından, finansal inisiyatiflerle ilgili en büyük endişelerden biri eko-turizm bölgeleri arasındaki küresel rekabettir. Bir çok insan için, dünya üzerindeki doğal alanlar arasındaki fark belirgin değildir ve bu da, bu alanların birbirleriyle rekabet haline girmesi demektir (Isaacs 2000). Örneğin dünyanın çeşitli yerlerindeki yağmur ormanlarının barındırdıkları türler birbirinden çok farklı ve çeşitli olmasına rağmen, bu ormanlar az bilinçli bir çok turiste birbirinin ayni gözükebilir.

Rekabet ve para kaybetme korkusu, eğer müşteriler de alanlar arasındaki doğal farklarla ilgilenmiyorsa, tur operatörlerinin daha fazla maliyetli çevreci prensipleri pazarlama stratejisi olarak kullanmasını azaltabilir (Yu et al. 1977).

Operatörler harcamaları en aza indirmeyi deneyebilir ve kirlenmeyi, doğal ortamların bozulmasını, yaban hayatı tacizini ve turizmin diğer zarar verici etkilerini sınırlamak için maliyetli yöntemlerden kaçınabilirler. Aynı zamanda dikey entegrasyon arayışına girebilirler. Maliyeti ve ekonomik belirsizlikleri azaltmak ve ekonomik ölçek avantajlarını yanlarına almak için de, uluslararası zincirlerle anlaşabilirler (Isaacs 2000). Bunlar genellikle, daha az yerel kontrol ve sorumlu ekoturizmin en önemli prensiplerinden biri olan yerel halka gelir sağlanmasının ihlali ile sonuçlanır. Kuş gözlemciliğinin, özellikle de farklı tür arayışının temeli, çeşitli kuş toplulukları içindeki farklı kuş türlerinin tanımlamasıdır. Bu da doğal alanlar arasındaki rekabeti azaltmakta ve kuş gözlem turizminin, dünya üzerindeki bir çok yere dağılımıyla sonuçlanmaktadır. Bunlar, kuş gözlem tur şirketlerinin dünyanın her bölgesine gitmelerinden de anlaşılabilir (Birding.com sitesine bakınız, 2001) . Kuş gözlem yerlerinin bu farklılığı, yerel kontrolü ve elde edilen kari arttırmakta, ve yörenin insanlarına doğayı korumak için ekonomik bir sebep vermektedir. Ek olarak, özgün bölgelerin önemi, kuş gözlem turizmi şirketlerini de, müşteri götürdükleri yerlerin korunması için teşvik etmektedir.

Resmi koruması olmayan alanların dahil edilmesi

Daha iyi ekolojik bilinç ve kuş gözlemcilerin daha yüksek beklentileri, aynı zamanda resmi koruma statüsü olmayan bir çok alanın da korunmasıyla sonuçlanır. Kuşlar milli park sınırlarına dikkat etmezler ve bir çok tür sadece resmi olarak korunan alanların dışında gözlenebilir. Küçük orman kalıntılarında yaşayan ender kuşları bulmak çok nadir olan bir şey değildir, ve kuş gözlemcilerin varlığı ve getirdikleri gelir, yerel halkı, kıyıda köşede kalmış bu küçük bölgeleri yok olmaktan korumaya teşvik eder. Kuş gözlemcileri ve diğer eko-turistlerden gelir elde etmek için, kuşlar için iyi habitatın korunduğu, Kosta Rika’daki Rara Avis ve Montever’de gibi özel doğa koruma alanlarının sayısı da git gide artmaktadır. (Dworetzky 1992; Aylward et al 1996).

Kuş gözlem rehberleri

Bilgili bir rehber, bir kuş gözlem turunun başarısı için anahtardır. Büyük beklentileri olan kuş gözlemcileri için bir rehber tutmak çok faydalıdır çünkü bu daha nadir ve yerel türleri görme şansını arttırır, yerel ekonomiye katkıda bulunur ve yerel insanları kuşları korumaya teşvik eder. Örneğin Rize’nin Sivrikaya köyünde yasayan Mustafa Sarı, kaçak avcıları, tehdit altında olma ihtimali olan (BirdLife International 2000) ve onun ana gelir kaynağı olan ender dağ horozunun (Tetrao mlokosiewiczi) potansiyel üreme alanlarından uzak tutmak için, bir toprak yolun girişine zincir çekmiştir.

Bir çok yerde, yerli halk eğitimden ve eko-turizme yatırılması gereken önemli ekonomik kaynaklardan yoksundur ve genellikle süfli ve düşük ücretli işleri yaparlar (King & Stewart 1996). Bu islerle karşılaştırıldığında, kuş gözlemcileri için rehberlik, daha az yorucu, iyi para kazandıran, doğa tarihi bilincini değerli kılan ve az bir lisan bilgisiyle yapılabilen iyi bir meslektir. Bir çok basarili kus rehberinin İngilizce bilgisi, o bölgenin kuş türlerinin isimlerinden ibarettir. Dünya üzerinde bir çok yerli halk için doğa tarihi bilinci bir zamanlar önemliydi ama pazar ekonomilerine hızla yayılması, bir çok bölgeden bu bilincin silinmesine neden olmuştur. Kuş gözlem rehberi olarak para kazanma isteği, yerel halklarda bu bilincin tekrar yerleşmesini sağlayabilir. Bir çok kuş gözlemci, kendilerinin dilini konuşabilen rehberleri tercih etmekte, ve sonuç olarak bölge dışından gelen rehberler, bazen daha da bilgili olduklarından, yerel rehberlere tercih edilebilir. Mümkün olduğunca yerel rehberleri kullanmak, genellikle ayni parayla daha çok sayıda türde kuşu görmeye imkan vermesinin yani sıra, yerel halka da katkı sağlayacaktır.

Az gelişmiş ülkelerde faaliyet gösteren kuş gözlem turizm şirketleri, sivil toplum kuruluşları ve kus bilimciler, rehber eğitim programlarıyla eko-turizmi ve korumayı geliştirebilirler. Örneğin, Kosta Rika kırsalındaki bir doğa rehberi yetiştirme projesi çok başarılı olmuştur (Paaby et sal 1991). Programı tamamladıktan 5 ay sonra görüşülen 22 katılımcının 6 tanesi, milli parklar, araştırma istasyonları ve özel tur operatörleri için tam zamanlı doğa rehberi olmuştu ve 16 tanesi de yarı zamanlı olarak çalışıyordu. Bu gibi programlar arazi asistanları ve kuş gözlem rehberleri yetiştirebilir ve çevre bilincini arttırırken, aynı zamanda istihdam da sağlayabilir.

Kuş gözlemcilikle ilgili sorunlar

Kuşları Rahatsız Etme

Kuş gözlemcilerinin yüksek beklentileri her zaman faydalı değildir ve bazı kuş gözlemcilerinin bazı türleri görmek ya da fotoğraflamak için aşırı arzusunun zararlı etkileri de olabilir. Her ne kadar sorunların çoğu gözlemlemekten çok fotoğraflamak kaynaklansa da (Klein 1993; Tershy et al. 1997), yaban hayatı gözlemi ve fotoğraflamasının etkileri üzerine yapılan 27 çalışmadan 19’unda bu faaliyetlerin kuşlar üzerinde olumsuz etki yaptığı görülmüştür (Boyle & Samson 1985).

Maalesef, kuş gözlemciler ve diğer doğa gözlemcileri tarafından verilen rahatsızlık üzerine, çok az iyi tasarlanmış ve uzun dönemli araştırma vardır (Hill et al 1997) ve elde edilen veriler, 100’den az kus turunun, genelde üreme döneminden edinilmiştir (Cooke 1980; Boyle & Sampson 1985; Holmes et al 1993; Klein 1993; Knight & Gutzwiller 1995; Fernandez-Juricic et al 2001). Özellikle kuşların rahatsız edilmesi üzerine neredeyse hiç makale yayınlanmamış olan tropik bölgelerden gelecek (Groom et al 1991; Burger & Gochfel 1993), iyi tasarlanmış ve uzun dönemli çalışmalara şiddetle ihtiyaç vardır. Türlerin verdiği tepki farklılığı, aynı türün bireyleri arasındaki tepki farklılığı, hatta aynı türün farklı zamanlarda verdiği tepki farklılığından dolaya, rahatsız etmenin etkileri karışıktır (HaySmith & Hunt 1995; Hunt & Temple 1995). Bu belirsizliklere rağmen, mevcut verilerden çıkan duruma göre, kuş gözlemcilerinin kuşlara verdiği rahatsızlığı en az indirilmesi için bazı tavsiyelerde bulundum (Tablo 1).

Araştırılmış olan kuşların çoğunun, üreme dönemi boyunca rahatsız edilmeye oldukça hassas oldukları görülmüştür (Götmark 1992; Knight & Cole 1995). Kuş yuvaları etrafındaki insan varlığı, yuvaların terk edilmesini ve yuva avcılarının verdiği yumurta kayıplarını arttırmıştır (HaySmith & Hunt 1995; Hanson 2000). Bu yüzden kuş gözlem aktivitelerinin, yuvalar, genç bireyler ve özellikle sadece bir insanin verdiği rahatsızlığın etkisiyle bile terk edilebilecek olan yuvalama kolonileri etrafında (Larson 1995) en aza indirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, insanlar, albatros ve penguen üreme kolonilerinin küçük bir bölümünde yoğunlaştıkları zaman, yuvadaki kuşlar insanlara alışmakta ve insan varlığına rahatsız edici bir etmen gibi tepki göstermektedirler (Burger & Gochfeld 1999; Fowler 1999).

Bir çok kuş gözlemci, kuşları saklandıkları yerden çıkarmak için gizlenen türlerin seslerini çalmaktadır. Bu faaliyet, üreme dönemi boyunca kuşları rahatsız edebileceği gibi, yuvaları avcılara açık bırakacak şekilde terk etmelerine de neden olabilir. Teyp kullanmanın kuşlar üzerindeki etkisi üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır ve kuşların rahatsız edilmesini çalışan araştırmacılar için bu bir araştırma önceliği olmalıdır.

Üreme dönemi dışında bile, bir çok tür için yüksek fizyolojik sıkıntı yarattığı (Gabrielsen & Smith 1995) ve yiyecek kıtlığı olan dönemlerde kuşlar için ölümcül olabileceği için, kuş gözlemcileri kuşları korkutmaktan ve kaçırmaktan uzak durmalıdır. Kuşların rahatsız edilmesinin en aza indirilmesi, kuş gözlemciliğinin kalitesini arttıracaktır ve kuş bolluğu ve tür zenginliği için de faydalı olabilir (Gutzwiller 1995; Fernandez Juricic 2000). Daha büyük ve bir alana daha çok özgü olan kuşlar, yırtıcılar, gruplar halinde bulunan kuşlar ve doğal bitki örtüsünden uzak kuşların korkutulup kaçırılması daha kolaydır (Holmes et al. 1993; Hill et al. 1997; FernandezJuricic et al. 2001) Türler ve bireyler arasındaki farklardan dolayı (Knight & Temple 1995), bir kuşun gözlemciyi ya da gözlemcileri fark ettiği uzaklık olan uyarılma uzaklığı, en az yaklaşma mesafesi olarak kullanılmalıdır (Fernandez-Juricic et al. 2001).

Eğer kuş gözlemcilerini görmezlerse, kuşlar daha az hassas olurlar (Knight & Temple 1995). Bu yüzden kuş gözlemcileri, kuşlar tarafından görülmeyi en aza indirmek için goze batmayacak kıyafetler (toprak rengi, haki tonlar, kamuflaj) giymeli (Gutzwiller & Marcum 1993) ve göze batmamak için özen göstermelidirler (Larson 1995). Mümkün olduğu her yerde teleskopların kullanılması tercih edilmelidir. Tropik ormanlarda bile, kuşların rahatsızlığını azaltmalarına ek olarak, teleskoplar şaşırtıcı şekilde verimli olurlar ve genellikle dallara konmuş kuşların çok iyi görüntülerini sağlarlar (Munn 1992). Pahalı olmayan dijital kameralarla birleştirildiklerinde teleskoplar aynı zamanda güvenli bir mesafeden yüksek kalitede görüntü elde etmek için kullanılabilirler (Ingraham 2001).

Eğer kuşlara yaklaşılması gerekiyorsa, belli bir açıdan yavaşça yaklaşmak tercih edilmelidir (Knight & Cole 1995). Ayrıca kuşlar, araçların yaklaşmasına insanların yaklaşmasından daha toleranslıdır (Holmes et al. 1993). Kuşlar gürültüye ve insan sayısına oldukça hassas oldukları için, gruplar küçük tutulmalı, tercihen 10 kişinin altında olmalıdır (Knight & Cole 1995). İnsanlarla sık sık karşılaşan kuşlar, avlanmadıkları surece, insanlara daha alışkın ve daha yaklaşılabilirlerdir (Cooke 1980; Knight & Cole 1995). Toprak yollar gibi, insan trafiğinin olduğu yerlerde kuş gözlemek, bakir alanların rahatsızlığını en aza indirir ve kuşların daha yakından görülmesini sağlar.

Kuş gözlemciler, tehlike altında ve tehlikeye açık türler konusunda özellikle dikkatli olmalıdır (BirdLife International 2000) Bu türler, yapılarından, artan istismarlardan ve onları arayan kuş gözlemcilerinin verdikleri rahatsızlıktan dolayı, genellikle insan varlığına daha duyarlıdır. Kuş gözlemciler tehdit altındaki türlerin neslinin tükenmesine katkıda bulunmamalıdır.

Kuş gözlemciler tarafından verilen rahatsızlığın azaltılmasında rehberler önemli roller oynayabilirler. Aslında, bu rehberlerin iş devamlılığı için de iyidir. Rahatsız edilmedikleri için uzun dönemler boyunca aynı yerde sürekli bulunan kuşlar, rehberlerin başarı oranını ve ününü de arttıracaktır. Maalesef, bazı rehberler, özellikle sertifikasız ve eğitimsiz olanlar, genellikle yaban hayatının rahatsız edilmesine katkıda bulunurlar (Groom et al. 1991). Rehberlerin hükümetlerce ve kuş gözlem turizmi yapan şirketlerce özenli eğitimi, sertifikasyonu ve teftiş edilmesi, özellikle az gelişmiş ülkelerde, turistleri eğitmek ve yaban hayatına verilen rahatsızlığı en aza indirmek için gereklidir (de Groot 1983; HaySmith & Hunt 1995).

Dolaylı Etkiler

Kuş gözlemcilerinin ekonomik gelir düzeyleri yüksek olduğu için, diğer turistlerden daha lüks hizmetler talep edebilirler. Bu potansiyel olarak çevresel etkiyi arttırabilir (HaySmith & Hunt 1995; Page & Dowling 2002) ve elde edilen gelir, yerel halktan cok yabancılara ve kırsal kesimde yaşayanlardan çok lüks hizmete sahip olan kentlilere yarayabilir (Ceballos-Lascurain 1996; Weaver 1998; Page & Dowling 2002). Korunan alanlardan çıkartılan ve oraya gelen turistlerden faydalanamayan yerel insanlar, bu insanlara içerleyecek ve koruma politikalarına karşı geleceklerdir. Ek olarak, ziyaret edilen alanlar turistlerin çöpleriyle kirlenebilir ve bina yapımı doğal ortamların yok olmasına neden olabilir (HaySmith & Hunt 1995; Weaver 1998)

Fakat, bir çok kuş gözlemcisi için kuşlar rahatlarından önce gelir. Bir çoğu ilgi duydukları türleri görmek için basit yerel yapılarda kalabilirler (Page & Dowling 2002). Ek olarak, bazı lüks tatil köyleri, çevresel etkiyi en aza indirerek, kendilerine ait araziyi koruyarak ve kuş gözlem rehberleri sağlayarak kuş gözlemcilerinin ilgisini çekmektedirler. Bu kuruluşlar, yerel halka, kuş gözlemcilik amacı olmayan küçük mekanlardan daha faydalıdır. Eğer kuş gözlemciler yerel halka mümkün olduğu kadar yardım etmeyi isterlerse, yerel halka ait çevreci isletmeleri kullanmak için çaba göstermelidirler.

Kuş gözlemciliğin etkilerinin incelenmesi

Rahatsızlık verme potansiyeline rağmen, kuş gözlemciliği iyi yapıldığında, arazi açma, avlanma ve diğer istismarcı ve sürdürülebilirliği olmayan aktivitelere nazaran çok daha fazla tercih edilecek bir faaliyettir. Ek olarak, amatör kuş gözlemciler tarafından toplanan verilerin saklandığı “vatandaş bilimi” projeleri (örneğin yılbaşında yapılan yılbaşı kuş sayımları ya da üreyen kuş sayımları), özellikle az araştırmacının bulunduğu tropik bölgelerde, sürekli olarak kus bilimine katkıda bulunabilir (Ehrlich et al. 1988; Mason 1990; Cornell Laboratory of Ornithology 2000). Kuş gözlemcileri bir yandan yerel ekonomilere katkıda bulunurken, diğer yandan da etik kuşçuluk ilkelerine (Amerikan Kuşçuluk Kurumu 1997) uyarak kuşlar üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek zorundadırlar. Ender tür bulma arzularını kontrol altında tutmalı, tehdit altında ve tehdide açık türler konusunda özellikle dikkatli olmalıdırlar. Kuş gözlemcileri sertifikalı rehberler aramalı ve rehberlerin her tür uygunsuz davranışını eleştirmelidirler. Yerel ekonomiye katkıda bulunma, yerel halkın eğitimi ve yaban hayatına verilen rahatsızlığın en aza indirilmesi, yereldekileri iyi kuş yasam alanlarını korumaya teşvik edecek ve gözlemlenecek kuşların varlığının devamını garantileyecektir.

Bağımsız kuş gözlemcisi ve kuş gözlem turu karşılaştırılması

Bağımsız kuşçular, genellikle daha mütevazı ve daha küçük yerlerde kaldıklarından, tur gruplarına nazaran düşük bütçeli yerel kuruluşlara daha çok katkıda bulunurlar (Page & Dowling 1992). Bir tur rehberinden faydalanmadıkları için, bağımsız kuş gözlemciler sık sık yerel rehberleri tutmakta ve ziyaret ettikleri toplumlardan daha az soyutlanmaktadır. Fakat, bağımsız kuşçular, genellikle iyi eğitilmiş rehberler tarafından izlenmediklerinden, kuşları daha fazla rahatsız edebilirler.

Kuş gözlem turları (özellikle gelişmiş ülkelerden gelenler), bağımsız kuş gözlemcilikten daha pahalı olmalarına rağmen, yerel ekonomiye daha az katkıda bulunabilir. Bu tur şirketlerinin kendi rehberleri vardır ve tercih ettikleri en iyi konaklama ve organizasyon seçenekleri genellikle yabancılar ve kentli elitlere aittir (Weaver 1998).

Bunlara rağmen, kuş gözlem şirketlerine karşı on yargılı olmamak lazımdır çünkü az gelişmiş ülkelerde bu işi yapan kuş gözlem turlarıyla ilgili ekonomik veriler çok azdır ve bahsedilen özelliklere sahip olmayan istisna tur operatörleri mevcuttur. Buna ek olarak, yerel bir kuruluşu kullandıklarında, tur operatörleri kuş gözlemci başına yerel ekonomiye daha çok para bırakırlar. Bir çok tur şirketi aynı zamanda yerel rehberler tutmakta ve bağımsız kuş gözlemcilerinin bu rehberlere verdiğinden daha çok para vermektedirler.

Tur şirketlerinin, faaliyet gösterdikleri az gelişmiş ülkelerin koruma çabalarına katkıda bulunması ahlaki bir gereklilik olmasının yanında , koruma için ekonomik teşviklerin yaratılması, kuşların devamını sağlayacağından, bu şirketlere uzun dönemli faydalar da sağlayacaktır. Maalesef kuş gözlem turizmi yapan uluslar arası 6 en büyük şirketten sadece bir tanesi (Birding.com 2001) web sitesinde korumayla ilgili bir şeyler belirtmiş ve ilgili literatüre baktığımızda sadece bu şirketin korumaya direk katkıda bulunduğu görülmüştür (Boo 1990).

KUŞ GÖZLEMCİLİĞİN KORUMA DEĞERİNİN ARTTIRILMASI İÇİN ÖNERİLER


 

Araştırma, Tanıtım ve Eğitim

Her şeyden önce, özellikle az gelişmiş ülkelerde, kuş gözlemciliğiyle uğraşan tur operatörleri ve bağımsız kuş gözlemcilerinin çevresel etkileri ve ekonomik katkılarıyla ilgili verilerin toplanmasi gereklidir (Kerlinger & Brett 1995). Kuş gözlemciliği üzerine finansal verilerin olması, turizm bakanlıklarının ülkelerinde kuş gözlem turizminin organize edilmesi ve tanıtılmasının potansiyel faydaları hakkında bilinçlenmesini sağlayacaktır. Ekvator gibi kuşçular arasında unlu ülkelerde bile turizm tanıtımı yapanlar, kuş gözlem turizmiyle ilgili çok az şey bilmektedirler. Koruma ve ekoturizmi kullanarak kendini farklı kılan küçük bir Orta Amerika ülkesi olan Kosta Rika’nın kuş gözlemcilikten yılda 410 milyon dolar gelir sağlaması (R. Arias de Para, kişisel iletişim 2001) kuş gözlemciliğin ekonomik boyutu konusunda herhangi bir ülkeyi kolayca ikna etmeye yeterli olmalıdır.

Çeşitli kuş gözlem turizmi türlerinden gelen para akışıyla ilgili ek bilgiyle, endüstrinin tanıtımı da geliştirebilir. Örneğin, kuş gözlemini tanıtmanın ve para kazanmanın yollarından biri de kuş gözlem festivalleridir. Amerika’da 47 eyaletteki küçük kasabalara milyonlarca dolar gelmesini sağlayan 240 adet kuş gözlem festivali vardır (Kerlinger & Brett 1995; DiGregorio 2002). Az gelişmiş ülkelerde ise kuş gözlem festivallerinin çok az örnekleri mevcuttur (Birdlife International 2001a). Böyle festivallerin düzenlenmesi, yerel halkın kazancının artmasının yanında, yerel halkı kuşların önemi, onların korunması ve kuş gözlem turizminin nasıl alternatif gelir kaynağı olabileceği konusunda eğitecektir. Diğer bir olasılık ise, daha gelişmiş ülkelerde yapılan festivallerden elde edilen gelirin, az gelişmiş ülkelerdeki koruma programlarına bağışlanmasıdır. Buna iyi bir örnek, 2000 yılında tropikal bölgelerin korunması için organize edilen ve tehdit altındaki Küba yaban hayatının korunması için 190.000 doların üzerinde paranın toplandığı İngiltere kuş gözlem fuarıdır (Birdlife International 2001b).

Aynı zamanda, kuş gözlemcilikle ilgilenen hükümetlerin, şirketlerin ve bireylerin, kuş gözlemciliğinin potansiyel olumsuz çevresel etkileri ve bunların en aza indirilmesi konusunda eğitilmesi gereklidir. Bu, sadece önemli bir koruma önceliği değil, aynı zamanda kuş gözlem turizminin uzun vadeli başarısı için gereklidir.

Tur Şirketleri

Kuş gözlem turizmi yapan şirketler gittikleri bölgelerde doğa korumanın tanıtım ve desteklenmesini teşvik etmeli, mümkünse doğa koruma faaliyetlerine, düzenledikleri turlarda görülen tür sayılarıyla direk orantılı katkıda bulunmalıdırlar. Bu, yerel halk için önemli finansal ve sembolik değere sahip olacak ve bunu yapan şirketlerin tanıtım ve halka ilişkilerine faydalı olacaktır. Örneğin, kuş gözlem turizmi yapan şirketler Birdlife International’ın yerel ortağı ya da diğer bir doğa korumacı sivil toplum kuruluşuna, her bir katılımcı tarafından görülen her bir kus turu için 1 dolar bağış yapabilir ve şirketler reklamlarında muhtemel müşterilerine bundan bahsedebilirler. Görülen tehdit altındaki türler (örneğin 20 dolar) ve tehlikeye açık türler (örneğin 10 dolar) için daha büyük miktarların bağışlanması, türleri risk altında olan ülkeler için daha çok fon anlamına gelecektir.

Uluslar arası en büyük 6 şirketin on-line kataloglarının içerdiği 62 az gelişmiş ülkeye olan 272 kuş gözlem turunu analiz ettim (Birding.com, 2001). Bu analizdeki tur ücretleri bu ülkelere olan uçuşları kapsamadı ve botanik turları, bot turlarını ve trekking turlarını analize dahil etmedim. En büyük 6 şirketin turlarına ortalama 12.12 kişinin katıldığı, bir turun 15.18 gün sürdüğü, 2001 fiyatlarıyla kişi başına günlük 264.4 dolar ücret ödendiği ve bir haftadan fazla suren turlarda, genelde günde 10-25 tür görüldüğü (mesela 10 günde 220 tür) göz önüne alındığında, her bir tür için 1 dolar bağış yapılması, tur katılımcısı başına sadece ortalama % 3.8-9.5 gibi bir ücret artışına neden olmaktadır. Örneğin, Kenya’da 3 hafta boyunca 12 katılımcı tarafından gözlemlenen 517 tür için şirket Kenya’daki doğa koruma yapan yerel sivil toplum kuruluşuna 6204 dolar bağış yaparken, müşterilerinden 66.500 dolar alacaktır. Bağımsız kuş gözlemciler de seyahat ücretlerinin % 5’ini (ülkeye olan uçuş ücreti hariç) yerelde kuşları koruyan sivil toplum kuruluşlarına bağışlamalıdırlar.

İyi şekilde yürütüldüğünde, turizm geliri paylaşımı, katılan kuş gözlemciler ve tur şirketleri için marjinal olsa da, ziyaret edilen az gelişmiş ülkeler için büyük miktarlar ifade edebilir, gelir ve biyoçeşitlilik arasında birebirlik bir bağlantı gösterebilir, doğa korumanın yerel desteğini arttırabilir (Archabald & Naughton-Treves 2001) ve çevreci duyarlılıklarını gösteren şirketlere önemli katkılarda bulunabilir. Dünya Kuşları Koruma Örgütü (BirdLife International), Uluslararası Doğa Koruma Kurumu (Conservation International) ve Dünya Koruma Birliği (IUCN) gibi eko-turizm araştırması yürüten uluslararası sivil toplum kuruluşları, ziyaret ettikleri alanlara daha çok ekonomik katkıda bulunmaları için büyük kuş gözlem turizmi yapan şirketlerle beraber çalışabilirler. Karşılığında, bu sivil toplum kuruluşları, toplum tabanlı turizm yapan bu şirketleri sertifikalandırabilir. Sertifikasyon, şirketler için iyi bir reklam olacak ve her iki tarafa da fayda sağlayacaktır.

SONUÇLAR


 

Kuş gözlemcileri, kuşları doğal ortamlarında gözlemlemek isteyen ve aktivitelerinin düşük çevresel etkileri olan genellikle eğitimli ve gelir düzeyi iyi insanlar olduklarından, kuş gözlemciliği eko-turizmin oldukça ümit verici bir dalıdır. Diğer eko-turizm çeşitleriyle karşılaştırıldığında, kuş gözlemciliği, yerel halka en çok ekonomik katkının sağlanması, yereldeki insanların biyoçeşitliliğin değeri hakkında eğitilmesi ve doğal alanların başarılı bir şekilde muhafazası ve korunması için yerel insanların teşviki konusunda en çok potansiyele sahip olanıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ve kuş gözlem turizmi yapan şirketler, kuş gözlemciliğin tanıtımı ve eğitimine öncelik vermelidirler. Kuş gözlemciliğinin doğa koruma ve doğal alanların tanıtımından gelir getirebilecek bir aktivite olmasından dolayı, bu kuruluşlar, kuş gözlemciliğinin kırsal kesimdeki insanlara ve yerel derneklere daha çok katkıda bulunması için yoğun bir çaba göstermelidirler.

TEŞEKKÜRLER

Araştırmamı destekledikleri için Thomas Brokaw, Dr. Walter Loewenstern ve Ward Wilson Woods Jr’a minnettarım. Bu makaleyi inceledikleri için Carol Boggs’a, Gretchen Daily’e, Paul Ehrlich’e, Jessica Helmann’e ve iki anonim kişiye teşekkür ederim. Turizmin antropolojisi üzerine vermiş olduğu kurs, yıllardır aklımda olan bu makaleyi kağıda dökmemi sağladığı için, Amanda Stronza’ya teşekkürü bir borç bilirim.

Çağan H. ŞEKERCİOĞLU Stanford Üniversitesi, Biyoloji Bilimleri Bölümü, Koruma Biyolojisi Merkezi, Stanford, CA, 94305-5020 ABD Orijinal makale: Çağan H. ŞEKERCİOĞLU. 2002. Impacts of birdwatching on human and avian communities. Environmental Conservation 29:282-289.

İngilizce’den çeviren: Önder CIRIK ve Çağan H. ŞEKERCİOĞLU

KAYNAKÇA
American Birding Association (1994) ABA Membership Survey
[www document]. Accessed 12 June 2001. URL http://208.56.18.90/programs/consecond1.htm
American Birding Association (1997) American Birding Association’s Principles of Birding Ethics. [www
document]. Accessed 12 June 2001. URL http://americanbirding.org/ abaethics.htm
Archabald, K. & Naughton-Treves, L. (2001) Tourism revenue sharing around national parks in Western
Uganda: early efforts to identify and reward local communities. Environmental Conservation 28(2): 135–149.
Aylward, B., Allen, K., Echeverria, J. & Tosi, J. (1996) Sustainable ecotourism in Costa Rica: the Monteverde
Cloud Forest Preserve. Biodiversity and Conservation 5: 315–343.
Birding.com (2001) Tours and lodging [www document]. Accessed 8 November 2001. URL
http://www.birding.com/ TourCompanies.asp
BirdLife International (2000) Threatened Birds of the World. Barcelona, Spain and Cambridge, UK: Lynx
Edicions and BirdLife.
BirdLife International (2001a) Record Funds for Cuban Wilderness Project [www document]. Accessed 16 March
2002. URL http://www.birdlife.net/news/pritem_display.cfm?NewRecID 461&NewTypeP
BirdLife International (2001b) World Bird Festival 2001 [www document]. Accessed 16 March 2002. URL http://
http://www.birdlife.net/festival/index.cfm
Boo, E. (1990) Ecotourism: The Potentials and Pitfalls. Washington, DC, USA: World Wildlife Fund.
Boyle, S.A. & Samson, F.B. (1985) Effects of nonconsumptive recreation on wildlife: a review. Wildlife Society
Bulletin 13: 110–116.
Burger, J. & Gochfeld, M. (1993) Tourism and short-term behavioural responses of nesting masked, red-footed,
and blue-footed boobies in the Gálapagos. Environmental Conservation 20(3): 255–259.
Burger, J. & Gochfeld, M. (1999) Role of human disturbance in response behavior of laysan albatrosses
(Diomedea immutabilis). Bird Behavior 13: 23–30.
Ceballos-Lascuráin, H. (1996) Tourism, Ecotourism and Protected Areas. Gland, Switzerland: IUCN Publication
Services Unit.
Cooke, A.S. (1980) Observations on how close certain passerine species will tolerate an approaching human in
rural and suburban areas. Biological Conservation 18: 85–88.
Cordell, H.K. & Herbert, N.G. (2002) The popularity of birding is still growing. Birding 34: 54–59.
Cornell Laboratory of Ornithology (2000) Citizen science [www document]. Accessed 23 March 2002. URL
http:// birds.cornell.edu/citsci/
de Groot, R. S. (1983) Tourism and conservation in the Galapagos Islands. Biological Conservation 26: 291–
300.
Dickinson, R. & Edmondson, B. (1996) Golden wings. American Demographics 18: 47–49.
DiGrogorio, L. (2002) Birding festivals beckon. Birding 34: 77.
Dworetzky, T. (1992) Touring the jungle. Omni 14: 46–52
Ehrlich, P.R., Dobkin, D.S. & Wheye, D. (1988) The Birder’s Handbook: A Field Guide to the Natural History of
North American Birds. New York, USA: Simon & Schuster.
Fernández-Juricic, E. (2000) Local and regional effects of pedestrians on forest birds in a fragmented landscape.
The Condor 102: 247–255.
Fernández-Juricic, E., Jimenez, M.D. & Lucas, E. (2001). Alert distance as an alternative measure of bird
tolerance to human disturbance: implications for park design. Environmental Conservation 28(3): 263–269.
Fowler, G.S. (1999) Behavioral and hormonal responses of Magellanic penguins (Spheniscus magellanicus) to
tourism and nest site visitation. Biological Conservation 90: 143–149.
Gabrielsen, G.W. & Smith, E.N. (1995) Physiological responses of wildlife to disturbance. In: Wildlife and
Recreationists: Coexistence Through Management and Research, ed. R.L. Knight & K.J. Gutzwiller, pp. 95–107.
Washington, DC, USA: Island Press.
Giannecchini, J. (1993) Ecotourism: New partners, new relationships. Conservation Biology 7: 429–432.
Goodwin, H. (1996) In pursuit of ecotourism. Biodiversity and Conservation 5: 277–291.
Götmark, F. (1992) The effects of investigator disturbance on nesting birds. In: Current Ornithology, Volume 9,
ed. D.M. Power, pp. 63–104. New York, USA: Plenum Press.
Groom, M., Podolsky, R.D. & Munn, C.A. (1991) Tourism as a sustained use of wildlife: a case study of Madre
de Dios, Southeastern Peru. In: Neotropical Wildlife Use and Conservation, eds. J.G. Robinson & K.H. Redford,
pp. 393–412. Chicago, USA: The University of Chicago Press.
Gutzwiller, K.J. (1995) Recreational disturbance and wildlife communities. In: Wildlife and Recreationists:
Coexistence Through Management and Research, ed. R.L. Knight & K.J. Gutzwiller, pp. 169–181. Washington,
DC, USA: Island Press.
Gutzwiller, K.J. & Marcum, H.A. (1993) Avian responses to observer clothing color: caveats from winter point
counts. Wilson Bulletin 105: 628–636.
Hanson, R. (2000) Loving birds to death. Audubon 102: 18.
HaySmith, L. & Hunt, J.D. (1995) Nature tourism: impacts and management. In: Wildlife and Recreationists:
Coexistence Through Management and Research, ed. R.L. Knight & K.J. Gutzwiller, pp. 203–219. Washington,
DC, USA: Island Press.
Hill, D., Hockin, D., Price, D., Tucker, G., Morris, R. & Treweek, J. (1997) Bird disturbance: improving the
quality and utility of disturbance research. Journal of Applied Ecology 34: 275–288.
Holmes, T.L., Knight, R.L., Stegall, L. & Craig, G. (1993) Responses of wintering grassland raptors to human
disturbance. Wildlife Society Bulletin 21: 461–468.
Honey, M. (1999) Ecotourism and Sustainable Development: Who Owns Paradise? Washington DC, USA: Island
Press.
Ingraham, S. (2001) Is there a digital camera in your birding future? Birding 33: 163–165.
Isaacs, J.C. (2000) The limited potential of ecotourism to contribute to wildlife conservation. Wildlife Society
Bulletin 28: 61–69.
Kellert, S.R. (1985) Birdwatching in American society. Leisure Sciences 7: 343–360.
Kerlinger, P. & Brett, J. (1995) Hawk Mountain Sanctuary: a case study of birder visitation and birding
economics. In: Wildlife and Recreationists: Coexistence Through Management and Research, ed.
Birdwatching and conservation 289
R.L. Knight & K.J. Gutzwiller, pp. 271–280. Washington, DC, USA: Island Press.
King, D.A. & Stewart, W.P. (1996) Ecotourism and commodification: protecting people and places. Biodiversity
and Conservation 5: 293–305.
Klein, M.L. (1993) Waterbird behavioral responses to human disturbances. Wildlife Society Bulletin 21: 31–39.
Knight, R.L. & Cole, D.N. (1995) Factors that influence wildlife responses to recreationists. In: Wildlife and
Recreationists: Coexistence Through Management and Research, ed. R.L. Knight &
K.J. Gutzwiller, pp. 71–79. Washington, DC, USA: Island Press.
Knight, R.L. & Gutzwiller, K.J., eds. (1995) Wildlife and Recreationists: Coexistence Through Management and
Research.
Washington, DC, USA: Island Press.
Knight, R.L. & Temple, S.A. (1995) Wildlife and recreationists: coexistence through management. In: Wildlife
and Recreationists: Coexistence Through Management and Research, ed. R.L. Knight &
K.J. Gutzwiller, pp. 327–333. Washington, DC, USA: Island Press.
Larson, R.A. (1995) Balancing wildlife viewing with wildlife impacts: a case study. In: Wildlife and
Recreationists: Coexistence Through Management and Research, ed. R.L. Knight & K.J. Gutzwiller, pp. 257–
270. Washington, DC, USA: Island Press.
Mason, C.F. (1990) Assessing population trends of scarce birds using information in a county bird report and
archive. Biological Conservation 52: 303–320.
Munn, C.A. (1992) Macaw biology and ecotourism, or ‘When a bird in the bush is worth two in the hand’. In:
New World Parrots in Crisis: Solutions from Conservation Biology, eds. S.R. Beissinger &
N.F.R. Snyder, pp. 47–72. Washington, DC, USA: Smithsonian Institution Press.
Paaby, P., Clark, D.B. & González, H. (1991) Training rural residents as naturalists guides: Evaluation of a pilot
project in Costa Rica. Conservation Biology 5: 542–546.
Page, S.J. & Dowling, R.K. (2002) Ecotourism. Essex, UK: Pearson Education Limited.
Tershy, B.R., Breese, D. & Croll, D.A. (1997) Human perturbations and conservation strategies for San Pedro
Mártir Island, Islas del Golfo de California Reserve, México. Environmental Conservation 24(3): 261–270.
US Department of the Interior, Fish and Wildlife Service and US Department of Commerce, Bureau of the
Census (1996) National Survey of Fishing, Hunting and Wildlife-associated Recreation [www document].
Accessed 18 June 2001. URL http://www.census.gov/prod/3/97pubs/fhw96nat.pdf
Watkins, S. (2000) It’s eco-LOGICAL. Geographical 72: 66.
Weaver, D.B. (1998) Ecotourism in the Less Developed World. Wallington, UK: Oxon International.
Yu, D., Hendrickson, T. & Castillo, A. (1997) Ecotourism and conservation in Amazonian Peru: short-term and
long-term challenges. Environmental Conservation 24(2): 130–138.

Akıllı telefonlarınız sizi dinliyor olabilir

Her şey bir trafik kazasıyla başladı.

Annem gelip bir aile dostunun Tayland’da trafik kazasında öldüğünü söylediğinde ütü yapıyordum.

Cep telefonum arkamdaki tezgahın üstündeydi.

Bir süre sonra telefonumu elime alıp arama motorunu açtığımda bana önerilen arama konularının başında dostumuzun ismi ve “Tayland’da motosiklet kazası” haberi vardı.

Çok şaşırmıştım. Çünkü annemle konuşurken telefonu kullanmamıştım. Ellerim doluydu.

Kazanın detaylarına telefonumda bakıp sonra unutmuş olabilir miydim? Yoksa telefonum beni dinliyor muydu?

Bundan kime söz etsem bana benzer hikayeler anlattılar. Çoğu da reklamlarla ilgiliydi.

Bir arkadaşım ilk defa migren ağrısı çektiğinde erkek arkadaşına bundan söz etmiş. Ertesi gün Twitter’da bir migren destek grubu tarafından takip edilmeye başlanmış.

Başka bir arkadaşım kız kardeşiyle vergi konusunda uzun süre sohbet ettikten sonra ertesi gün Facebook hesabında söz konusu vergi meselesi hakkında danışmanlık hizmeti veren vergi uzmanlarının reklamlarını görmüş.

Pek çok kişi belirli bir ürün ya da tatil yerinden söz ederken kısa bir süre sonra ekranlarında aynı alanda reklam gördüklerini söylüyor.

İçerik paylaşım sitesi Reddit buna benzer öykülerle dolu.

Örneğin bir gazeteci eşiyle arabada regl dönemi hakkında konuştuktan sonra her internete girdiğinde hijyenik ped reklamları görüyormuş.

Akıllı telefonun kulağı var

Peki telefonun mikrofonu açılıyorsa ve telefon sürekli veri aktarıyorsa pilin hayatının çok daha kısa ve kişisel veri kullanımının tavana vurması gerekmez mi?

Pen Test Partners Şirketi’nden siber güvenlik uzmanı Ken Munro ve meslektaşı David Lodge’a bir akıllı telefon uygulamasının bu şekilde casusluk yapıp yapmayacağını sordum.

Haberimiz olmadan dinleniyor olabilir miydik?

Munro “Başta ikna olmamıştım, kişisel öykülere dayanıyor gibi görünüyordu” diyor.

Ancak yanıt hepimizi şaşırtarak “evet” oldu.

“Tek yapmamız gereken mevcut Google Anroid faaliyetini kullanmak oldu. Bunu işimizi kolaylaştıracağı için seçtik” dedi Munro.

Munro “Telefondaki mikrofonu kullanma izni aldıktan sonra internette bir dinleme sunucusu kurduk. Telefonun mikrofonunda duyulan her şey, dünyanın neresinde olursa olsun bize geri döndü ve biz de o konuyla ilgili özel reklamlar gönderdik” dedi.

Bu sistemi kurmak uzmanların iki gününü almış.

Sistem mükemmel değil ancak gerçek zamanda kilit kelimeleri belirleyebilmiş.

Deneyler sırasında telefonun pilindeki düşüş asgari düzeyde olmuş ve kablosuz internet kullanınca veri kullanımında da artma olmamış.

“Kullandığımız kodlamaların çoğu zaten internette vardı” diyor Lodge “Kullanıcı ne olduğunu anlamayacaktır. Apple ve Google ise bunu görebilir ve durdurabilir. Ama yaratmak oldukça kolay” diye de devam ediyor.

Munro ise artık duyduğu şüphelerden kurtulduğunu söylüyor.

“Bunun yapılabileceğini ispatladık, çalışıyor. Şu anda bu gerçekleşiyor mu? Büyük olasılıkla” diyor.

Teknoloji devleri kabul etmiyor

Ana teknoloji firmaları ise bu görüşe karşı çıkıyor.

Google bir insanın sözlerini ses tanıma komutu olan “OK Google” demeden önce reklam ya da başka amaçlar için kesinlikle kullanmadıklarını söyledi.

Google ayrıca bu şekilde elde edilen sesleri üçünü taraflarla paylaşmadıklarını da savundu.

Şirket kullancının bilgisi olmaksızın onlardan bilgi toplayan uygulamalara izin vermediğini ve bunu ihlal edenlerin de Google Play Store’dan kaldırıldığını ekledi.

Facebook da BBC’ye yaptığı açıklamada markaların mikrofon verilerinden elde edilen bilgilere dayanan reklamlarına izin vermediğini ve bu bilgileri asla üçüncü taraflarla paylaşmadığını belirtti.

Diğer teknoloji şirketleri de bu sistemi kullandıkları iddiasını yalanladı.

Zoe Kleinman

Teknoloji Muhabiri

Kâsede yemek beynimizi nasıl etkiliyor?

Londra’dan Kaliforniya’ya restoranları kasıp kavuran yeni bir eğilim var: Kâsede yemek modası.

Deneyenler yemeğin kâsede çok daha lezzetli olduğunu iddia ediyor.

Peki, bunun bilimsel bir açıklaması var mı?

New York Post’ta çıkan bir habere göre, aynı yemeği tabakta yiyenler, kâsede yedikleri kadar tat alamıyorlar.

Sağlıklı yemek ve salataların kâsede çok daha lezzetli olduğunu ileri sürenler çok.

Bu iddialar çoğu insana anlamsız gelebilir. Ama haklı yönleri var.

Tadı etkileyen faktörler

İşin püf noktası, çeşitli duyusal uyarıcıların tat algımızı nasıl etkilediği ve yemekten sonra kendimizi ne kadar tok hissettiğimizle ilgili.

Yemeklerin rengi ve ağızda yarattığı hissin tadı etkilediğine dair çok sayıda veri var. Yemeğin sunulduğu kabın şekli ve yapıldığı maddenin de benzer bir etkide bulunduğu belirtiliyor.

Örneğin kırmızı renkli bir tatlı, aynı miktarda şekere sahip başka bir renk tatlıdan daha tatlı gelir insana.

Gerçek bir restoran ortamında yapılan bir araştırmada, daha ağır çatal-bıçak takımları ile servis edilen yemeklerin daha değerli olduğuna dair bir algı yarattığı görüldü.

Fakat bu tür deneylerin sonuçları değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin başka bir araştırmada da hafif plastik kaşıkla yenen yoğurt, daha yoğun ve pahalı olduğu hissi yaratmıştı.

Yemeğin yendiği tabak-çanakta da birçok etken rol oynayabiliyor.

Oxford Üniversitesi’nden tat psikolojisi uzmanı Charles Spence, “Yemeğin kıvamından ısısına, ağızda bıraktığı histen tabakta mı yoksa kâsede mi yendiğine kadar birçok şey tadı etkiliyor” diyor.

Kâsede yemek

Yemek yerken kâse elde tutuluyorsa, kabın ağırlığının artırılması, yemekten tatmin hissinin de artmasına, hatta yemeğin tadının daha yoğun alınmasına neden olabiliyor.

“Ayrıca kâse ılıksa etrafınızdaki insanların da daha sıcak olduğunu düşünürsünüz” diyor Spence. “Hatta daha fazla para ödemeye razı olabilirsiniz.”

Spence, yaptığı deneylerde, tabağın kenar genişliğinin tabaktaki yemek miktarı algısını etkileyip etkilemediğini de araştırdı. Tabağın büyüklüğü arttıkça aynı miktar yemeğin daha küçük porsiyon gibi algılandığı görüldü.

Buradan hareketle Spence, “Kenarı olmayan bir kâse, ağzına kadar yemek dolu görüntüsüyle daha fazla yemek yemiş olma hissi yaratacaktır” diyor.

Bu verilerden yola çıkan restoranlar, olağan dışı tabak çanakla servis yaparak müşterilerin tat algısına daha çok yönlü hitap etmeye çalışıyor.

Doğrama tahtaları ya da kayağantaşı üzerinde yemek servisleri giderek yaygınlaştığı gibi, zaman zaman tuğla üzerinde bile yemek getirildiği oluyor.

Spence’e göre, “Kâsede yemek servisi, bu tuhaf akımlara karşı bir tepki olabilir; ama bu durum aynı zamanda yemeğin yendiği tabak çanağın öneminin ve bazı yemeklerin gerçekten de belli bir tarzda sunulması gerektiğinin anlaşıldığını da gösteriyor”.

Kısacası, araştırmalar ve anlatılanlar gösteriyor ki, bugünlerde ne yediğinizden çok nasıl yediğinize önem veriliyor.